Yankı'nın Son Sayısı >PROF.DR. C.KINACI: SUYUMUZU VERİMLİ KULLANALIM


Su Yönetimi Genel Müdürü Prof.Dr. Cumali KINACI, Türkiye’nin su zengi olmadığını, bu nedenle suyu verimli kullanmamız gerektiğini vurguladı. Suyun kullanımı konusunda önemli işler yaptıklarını söyleyen Kınacı, çalışmalarını anlattı.

Genel Müdürlüğü tanımak istiyoruz. Su Yönetimi Genel Müdürlüğü’nün görevleri nelerdir?
Genel Müdürlüğümüz 2011 yılında, su ile alakalı kurum ve kuruluşlar arasındaki koordinasyonu sağlamak, suyun havza esaslı yönetimi için gerekli altyapıyı oluşturmak, su kalitesi standartlarını geliştirmek, taşkın ve kuraklık yönetim planlarını hazırlamak ve uygulanmasını takip etmek, su hukuku ve politikası konusunda çalışmalar yapmak, Ülkemizin Avrupa Birliği su sektörüne uyumunu takip etmek gibi maksatlarla kuruldu. Genel Müdürlüğümüzün kuruluş maksatlarının başında Ülkemizde su yönetimi konusundaki boşlukları doldurmak ve yönetimdeki karışıklıkları gidermek gelmektedir. 
Görevimizin başında suyun havza esaslı yönetimini sağlamak gelmektedir. Havza terimi ile bir nehrin su toplama alanını kastediyoruz. Havzaya denizin kıyı kenar çizgisinden bir deniz mili, yani 1852 metre öteye kadar olan saha da dahildir. Havza yönetimi ile maksadımız, bir nehir havzasındaki suyu bir bütün olarak ele alıp o bölgenin su ihtiyaçlarını en uygun şekilde karşılayacak optimum çözümü geliştirmektir. Türkiye’de 25 su havzası var. Öncelikle Türkiye’deki bu 25 nehir havzasının suyunu miktar ve kalite olarak korumamız gerekmektedir. Kaliteli olanlarının korunması, kalitesi kötü olanların ise iyileştirilerek kaliteli bir seviyede korunabilmesi temel hedeftir. Bunun için alınacak tedbirleri, tedbirleri alacak kurumları ve iş planlarını ihtiva eden havza Koruma Eylem Planlarını hazırladık. Şimdi de Havza Yönetim Planlarını hazırlamaya başladık. Avrupa Birliğinden 7,8 milyon avro destek aldık. Büyükmenderes, Meriç-Ergene, Susurluk ve Konya Kapalı havzaları için yönetim planları hazırlama çalışmalarına başladık. Planların hazırlanmasında karar verici merkezi kurum temsilcileri, uygulayıcı taşra kurumları, faydalanalar ve uzmanlar birlikte çalışacak. Merkezi kuruma Bakanlık, uygulayıcıya DSİ taşra teşkilatı, faydalanana sulama birlikleri ve çiftçiler örnek olarak verilebilir. Sivil toplum kuruluşu temsilcileri de uzmanlarla birlikte katılacak. Bu dört grup temsilcilerden meydana gelen Havza Heyetlerini oluşturduk. Bu Heyet su ile ilgili konuları o havzanın koordinatör valisi başkanlığında toplanıp gerekli görüş ve çalışmaları yapıyorlar. Çözüm konusundaki çalışmaları önce kendileri gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Eğer gerçekleşmezse; çalışmalar Bakanlıklara gönderiliyor. Bakanlık da bu çalışmayı gerçekleştirmeye çalışıyor. Havza yönetim planları hazırlandıktan sonra mevcut yapıdan daha fonksiyonlu bir Havza Yönetim Kurulu oluşturulacak. 
İiçme suyu kaynaklarımızın, yerüstü ve yeraltı sularımızın, göller ve nehirlerimizin korunması ile ilgili özel hükümler de geliştiriyoruz. Ülkemizde şu anda Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği ile bütün Türkiye’de aynı hükümler uygulanıyor. Bu bazen önemli sorunlara yol açıyor. Çünkü her bölgenin özelliği ve kirlilik seviyesi aynı değil. Bu sebeple politikaları da içme suyu havzasının özelliklerine göre belirlemek lazım. Atatürk Baraj Gölü, Porsuk Baraj Gölü, Eğridir Gölü özel hüküm çalışmalarını tamamladık, bu hükümler yürürlüğe girdi. Ayrıca henüz yürürlüğe girmemiş olan Karacaören Baraj Gölleri, Gördes Baraj Gölü ve Beyşehir Gölü özel hüküm çalışmaları hazırlandı. Sapanca Gölü, Mamasın Baraj Gölü, Namazgah Baraj Gölü çalışmaları ise sürüyor. 
Havza ölçekli sektörel su tahsis çalışmalarına da başladık. Mesela Kızılırmak’ın doğduğu yerden denize dökülene kadar geçtiği bölgelerdeki su kaynaklarını ve ihtiyaçları değerlendirerek, ne kadarının içme suyuna, sulamaya, su ürünleri yetiştiriciliğine, enerji üretimine, ekolojik akışa bırakılacağını belirliyoruz. Yani havza ölçekli sektörel tahsis çalışmalarını yürütüyoruz. 
Diğer önemli bir görevimiz su politikalarının geliştirilmesine katkıda bulunmaktır. Su politikası ile ilgili kurumlar ile işbirliği yapıyoruz. Sınırı aşan nehirler ile ilgili ilgileniyoruz. Özellikle sınırlarımızda sık sık taşkınlar meydana geliyor. Antakya Havaalanı sular altında kalıyor, Edirne’de de aynı problemler yaşanabiliyor. Bu alandaki taşkınların başlıca sebebi Suriye’deki, Bulgaristan’daki baraj kapaklarının yağışlı havalarda aniden açılmasıdır. Başka ülkelerden denize dökülen sularımız da var. Mesela Çoruh gibi, Fırat – Dicle gibi. Biliyorsunuz Fırat ve Dicle nehirleri ile önemli uluslararası problemler ortaya çıkabiliyor. Bu tip sorunlarla da ilgileniyoruz.
Su mevzuatı geliştirme konusunda da önemli çalışmalar yaptık. Mesela Su Kanunu Tasarısı Taslağının hazırlanmasını koordine ettik. Çünkü bu kanun 1926’da çıkmıştı ve değişmemişti. Bu kanun ihtiyaçlara cevap vermiyor ve AB’ye uyumlu da değil. Hazırlanan Taslağı Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulmak üzere Başbakanlığa sunduk. Nehir havza planlarının hazırlanması, su kayıp ve kaçaklarının kontrolü, yerüstü su kalitesinin korunması, yeraltı su kalitesinin korunması, su kalitesinin izlenmesi gibi 7 adet yönetmelik hazırlayarak Resmi Gazete’de yayımlanmasını sağladık.
Bir diğer önemli görevimiz ise, su kaynaklarımız ile ilgili envanteri çıkarmaktır. Ülkemizde farklı kurumlar tarafından üretilen su ile alakalı bilgi ve verileri bir Ulusal Su Sistemi kurarak en azından kamu kurumları için ulaşılabilir hale getirmeyi hedefliyoruz. Bu konudaki çalışmalarımız belli bir mesafe aldı.  1926 yılında Sular Hakkında Kanun çıkarıldığında temel ihtiyaç yerleşim yerlerine su temini olduğu için Kanunda sadece bu husus yer aldı. Tabii zamanla bu Kanun ihtiyaca cevap vermez duruma geldi.  Maalesef Sular Hakkında Kanun’un zamanla artan ihtiyaçlara cevap verecek şekilde revize edilmedi, bunun yerine her kurum kendi ihtiyaçları doğrultusunda mevzuat çıkardı. Bu da Türkiye’deki su yönetimi konusunda çakışma ve hatta çelişkilere yol açtı. Bunun neticesinde her kurum kendi ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde mevzuat çıkardı, bilgi ve veri üretti. Bu alanda bazı noktalarda birden çok kurum aynı ölçmeleri yaparken bazı bölgelerde hiçbir ölçme yapılmadı. Bunun için Genel Müdürlüğümüz koordinasyon görevini yerine getirerek izleme yapılacak noktaları, ölçülecek parametreleri, ölçme periyotlarını ve metotlarını belirledi.  Mevcut veriler ve üretilecek yeni bilgileri toplayacak bir ulusal su bilgi sistemini kurma çalışmalarını başlattı. 
Yer altı ve yer üstü kaynaklarının kalitesinin yönetimi ile alakalı çalışmalar da yapıyoruz. Başta Gediz Havzası, Ergene Havzası ve Susurluk Havzası olmak üzere ülkemizdeki su kaynaklarının önemli bir kısmında su kirlenmesi problemleri var. Öncelikle su kirlenmesinin seviyesinin belirlenmesi için izleme çalışmaları yaptırılmıştır. Kirlenmenin biyolojik indikatörler yoluyla belirlenmesi ilk defa Genel Müdürlüğümüz elemanları tarafından yapılmıştır. Bu konuda diğer kurumların personeline eğitim verilmiş, böylece biyolojik izleme Türkiye’de de yapılmaya başlamıştır. Aynı şekilde hidromorfolojik izleme konusunda da çalışmalar başlatılmıştır. Böylece kirlenme bütün boyutları ile belirlenecek ve böylece daha gerçekçi koruma tedbirleri alınacaktır. Diğer taraftan Ergene ve Büyükmenderes nehirlerine kurulan gerçek zamanlı izleme istasyonları ile kirlenme anında tespit edilebilmektedir. Yapılan ölçümler yarım saatte bir Türkiye’nin her tarafından bilgisayar ortamından takip edilebilmektedir. 
Bir diğer önemli husus ise su kalite standartlarının belirlenmesidir. Gerek yerüstü gerekse yeraltı suları için ayrı ayrı su kalite sınıfları tespit edilmiştir. Diğer taraftan alıcı ortamdaki su kalitesinin kullanım maksatları ile su ekolojisini olumsuz yönde etkilemeyecek kirletici seviyesinin belirlenmesi, bu seviyenin aşılmaması için kirletici kaynaklardan gelen azami kirletici konsantrasyonlarının tespiti çalışmaları da yapılmaktadır. Ayrıca Türkiye’nin sanayi envanteri ve zirai ilaç kullanım miktarları envanteri de çıkarılmış, kullanılan kimyasal maddeler ve bunların su ortamındaki seviyeleri tespit edilmiştir. Böylece Türkiye’de kontrol edilmesi gereken tehlikeli maddeler tespit edilmiştir. Yani sularımızdaki muhtemel zararlı maddeler nelerdir? Bizde kullanılan kimyasal maddeler nelerdir, kimler kullanıyor ve tehlike arz edenler hangileridir, bunları belirledik. Daha sonrada bunu mevzuata dönüştüreceğiz.
Şu anda Türkiye göllerinde siyanobakter denilen ve zehirleyici etkisi bulunan, aniden su ortamında çoğalan canlılar üzerinde çalışmalar da yapılmaktadır. Türkiye’nin sulakalan ve göllerinin envanteri, batimetrileri ve su bütçeleri üzerinde de çalışmaya başlamış bulunmaktayız. Kirlenmeye karşı hassas alan tespit çalışmaları da tamamlanmak üzeredir. Bu alanların tespitinden sonra buralarda alınacak tedbirler tespit edilecek ve bu tedbirlerin uygulanmasının takibi yapılacaktır. 
Kıyı sularının yönetimi de yine oldukça önemli bir konu. Kıyı sularında yetki sahibi bazı kurum ve kuruluşları bir araya getirip ortak yönetim sağlamaya çalışıyoruz. Deniz sahillerinde su seviyesinin en yüksek olduğu çizgiyi gösteren kıyı kenar çizgisinden 1852 m öteye kadar alan kıyı olarak adlandırılıyor. Bu alanlar bildiğiniz gibi ulaştırma, yüzme, rekreasyon ve balıkçılık gibi çeşitli maksatlarla kullanılıyor. Kıyı sularında da hassas alan araştırması yapıyoruz. İç sularda ne yapıyorsak kıyı sularında aynı şeyleri yapıyoruz.
Su kaynaklarındaki kalitenin korunabilmesi için arıtma teknolojisi ile ilgili çalışmalar da yapıyoruz. İçme suyu tesislerindeki arıtıma konusu da görevlerimiz arasındadır. Bu maksatla Avrupa Birliği’nden alacağımız 4,5 milyon avroluk bir destekle ülkemizdeki bütün su arıtma tesislerinin revizyon ihtiyaçları ortaya konulacaktır. 
Bildiğiniz gibi bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de özellikle bahar aylarında sık sık taşkın meydana geliyor. Taşkınların kontrolü için yakın zaman kadar sadece kanallar yapılmış. Biz taşkının havza ölçekli kontrolü çalışmalarına başladık. Taşkınların kontrolü için taşkın öncesi, taşkın sırasında ve taşkından sonra neler yapılması gerekiyor, bunları belirlemeye çalışıyoruz. Bu maksatla her bir havza için Taşkın Yönetim Planları hazırlıyoruz. Bu sene sonunda Yeşilırmak ve Antalya havzaları için Taşkın Yönetim Planları tamamlanmış olacak. Bu planlar kapsamında 10 senede, 50 senede, 100 senede, 500 senede, 1000 senede bir meydana gelebilecek en şiddetli taşkınların şiddetini ve bunların meydana getireceği zararları belirlemiş olacağız. Bu planlarda risk ve zarar haritaları hazırlanmış olacak. Belediyeler imar planlarında bu haritaları esas hazırlayacak. Bu sene 3 yeni havza için taşkın yönetim planı hazırlamaya başlayacağız. 
Ülkemiz için bir diğer önemli problem kuraklık. Bildiğiniz gibi geçen sene önemli bir kuraklık tehlikesi yaşadık. Yaptığımız araştırmalara göre ülkemiz, her 7 senede bir kuraklık tehlikesi yaşıyor. Kurak dönemlerde suyu nasıl yöneteceğiz? Bu maksatla da çalışmalar yapıyoruz. Bunun için öncelikle konunun uzmanlarına bir kuralık analizi çalışması yaptırarak 2050 yılına kadar meydana gelebilecek kurak yılları ve kuraklığın şiddetini tahmin etmeye çalıştık. Gelen veriler ışığında ve Meteoroloji Genel Müdürlüğü ile birlikte yürütülen çalışmalar neticesinde kuraklığın meydana geleceği zamanlar tahmin edildi. Şimdi ise bu dönemlerdeki kullanılabilir su miktarı tespit edilmeye çalışılıyor. İlk olarak ülkemizde kuraklığın en fazla hissedildiği Konya ve Akarçay kapalı havzaları için Kuraklık Yönetim Planları hazırlamaya başladık. Bu çalışmalar yılsonunda tamamlanacaktır. 2015 yılında 3 yeni havzada Kuraklık Yönetim Planı hazırlamaya başlayacağız. Böylece 2020 yılına kadar ülkemizdeki 25 havzanın tamamı için Kuraklık Yönetim Planlarını tamamlamayı hedefliyoruz. Bu planlarla kuraklıktan önce, kuraklık sırasında ve sonrasında alınacak tedbirleri ve bu tedbirlerden mesul kurum ve kuruluşları belirlemiş olacağız. Kuraklık Yönetim Planı çalışmasında havzalar için kuraklık indisleri belirlenmekte, bu dönemlerde kullanılabilecek su miktarı tahmin edilmekte ve su sektörleri için kuraklığa uyum senaryoları geliştirilmektedir. Mesela ekolojik hayatın sürdürülebilmesi için gerekli asgari su ihtiyacından içme kullanma suyuna, sulama suyundan enerji üretimine kadar bu dönemlerde suyun nasıl kullanılabileceği belirlenmektedir. Bu sektörler için kurak dönemlerde ne kadar su temin edilmeli, nasıl kullanılmalı, gibi çalışmalar yapmaktayız. Sulama için kurak dönemlerde az su kullanan bitkileri kullanmamız gerekiyor. Kurak dönem bitki deseni konusunda Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ile işbirliği yapıyoruz. Şunu da söylemek istiyorum. Geçen yıldaki kuraklığı fazla hissetmememizin sebebi geçmiş yıllara nazaran su tüketimin çok daha fazla artmasına rağmen alınan tedbirler ve tamamlanan su temini ve depolama tesisleridir.
Son senelerde çok işittiğimiz bir kavram iklim değişikliğidir. İklim değişikliği özellikle insani faaliyetlerin de etkisi ile son yüz yıl içinde daha fazla hissedilmeye başladı. Son 150 senede Avrupa ve ABD ve şimdilerde de Çin hızla sanayileşirken kendi doğal kaynaklarını hiçbir tedbir almadan kullandılar, kömürlerini yaktılar. Bu faaliyetler neticesinde ortaya çıkan karbon dioksit atmosferde birikti. Dünya atmosferi bir asırda yaklaşık 1 derece ısındı. Bilim adamlarının yaptıkları çalışmalara göre atmosferde karbondioksit birikiminin daha artacağı ve bunun iklim üzerinde önemli bir etkisinin olacağı yönünde. Az sayıda iyimser senaryolar olmakla birlikte çoğunlukla kötümser senaryolar geliştirilmiş. 2100 senesine kadar hiçbir tedbir alınmadığı takdirde atmosferin 4,5 0C’ye kadar ısınabileceğini ileri sürenler bile var. Peki bu sıcaklık değişiklikleri meydana gelirse bunun su kaynaklarına etkisi ne olacak? Bu değişikliklere uyum sağlamak için hangi tedbirleri almalıyız? Bu sorulara cevap verebilmek için İklim Değişikliğine Uyum Şubesi kurduk Bu konuda çalışmalar yaptırıyoruz. 2100 senesine kadar durum ne olacak? En iyi ve en kötü senaryoları belirleyip bunlara uyum için çalışmalara başladık. 2017 senesi içinde tamamlanacak bir araştırma yaptırıyoruz. Sonuçlarını kamuoyu ile tartışıp değişikliğe uyum için gerekli tedbirlerin alınmasını sağlamayı hedefliyoruz.

Su tasarrufu ile ilgili çalışmalarınız var mı?
Suyun verimli bir şekilde kullanılmasını sağlamak konusunda da çalışmalar yapıyoruz. Bu çalışmalara su tasarrufu ile başladık.  İlk olarak İçme Suyu Dağıtım Şebekelerindeki su kayıp ve kaçakların kontrolü maksadıyla alakalı bir yönetmelik hazırladık. Yönetmelik Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi. İçme Suyu Dağıtım Şebekelerindeki su kayıp ve kaçak oranı Bursa’da 20, İstanbul’da 20’nin üzerinde, Malatya’da 64, Bodrum’da 70, Ağrı’da 82 seviyelerinde. Türkiye ortalaması 60’ı aşıyor. Yani ülke olarak şebekeye verdiğimiz 100 litre suyun ancak 40 litresi su faturası ödeyen vatandaşların musluklarından akıyor. 60 litresi kayıp veya kaçak kullanım. Hedefimiz bu kayıp ve kaçak oranın kademeli olarak zaman içinde azaltıp ortalama 20 seviyelerine indirilmesini sağlamak. Gelişmiş ülkelerde bu oran 10’lar mertebesinde. Bodrum Belediyesi başlangıçta 250 km öteden su getirmek için destek istedi. Biz de bunun yerine su kaybını azaltın dedik. Şimdi şebekelerini kayıp ve kaçağı azaltmak için yenilemeye çalışıyorlar. Mesela memleketim Malatya’daki su kaybı 64. Bunun en büyük sebebi içme suyunun sulamada bile kaçak olarak kullanılması. Diğer taraftan Türkiye’deki suların 74’ü sulamada kullanılıyor. Şu anda sulanabilir arazilerimizin yaklaşık 60-70’ini ancak sulayabiliyoruz.  Tarımda da su kayıp ve kaçakları oldukça fazla. Bunu kontrol altında almak için konu ile ilgili kurumları, yani DSİ Genel Müdürlüğü ve Toprak Reformu Genel Müdürlüğü uzmanlarını, bir araya getirip Tarımda Su Kayıp ve Kaçaklarının Kontrolü Yönetmeliği Taslağını hazırladık. Taslağı ilgili kurum ve kuruluşların görüşüne açtık. Gelen görüşleri yönetmelik taslağına yansıtıp Resmi Gazete’de yayınlamak istiyoruz. 
HEDEFİMİZ 
40 SEVİYESİ

Bu yönetmelikle hedefimiz Türkiye’deki arazilerinin tamamının sulanması halinde bile ülkemizdeki su potansiyelinin sulamada kullanma oranını 60’ın altına, hatta 40 seviyelerine düşürmek. Bunu da öncelikle sulamada yağmurlama ve damlama sulamasına geçmekle başaracağımıza inanıyoruz. 
Türkiye’nin su ayak izini belirleme çalışmalarına başladık. Maksadımız kullanılan su miktarını azaltmak. Su ayak izi ile kastımız birim ürün başına, hammaddeden, üretimden, kullanıcıya kadar bütün safhalarda toplam ne kadar su kullanıldığını belirlemek. Mesela içtiğimiz bir fincan kahve için kullanılan su miktarı 144 litre. Bu su miktarı kahvenin üretiminden bizim elimize gelene kadar sarf edilen suyu kapsıyor. Su ayak izi belirlendikten sonra ikinci aşamaya geçiyoruz. Kullanılan su miktarını nasıl azaltabiliriz? İkinci aşamada bunun araştırılmasına geçiliyor. Bazı gelişmiş ülkeler suyu çok kullanan ürünleri kendileri üretmeyip başka ülkelerden ithal ediyor. Yani su ayak izi fazla olan sanayileri, yani deri gibi, tekstil gibi, başka ülkelerden almayı tercih ediyor. Böylece hem kendi sularını kirlenmeden koruyor, hem de fazla su sarf etmemiş oluyorlar. Aynı zamanda sanal su ithal etmiş oluyorlar. Sanayi sektörleri bazında da su ayak izi hesabı yapmaya başlıyoruz. Bunun için, tekstil sanayinden başlamak istiyoruz. Özetle suyun verimli kullanılmasını sağlayarak tasarruf yapılmasını hedefliyoruz. Başka su tasarrufu çalışmaları da yapıyoruz. Mesela arıtılmış evsel atıksuların sulamada yeniden kullanımı için yönetmelik taslağı hazırladık. Afyonkarahisar’ın arıtılmış evsel atıksularının sulamada kullanılması için uygulamaya geçilmesi çalışmalarını koordine ediyoruz. Başlayacağımız başka tasarruf çalışmaları da var. Mesela evlerin çatısından akan yağış suları bir depoda biriktirilip bahçe sulamasında, tuvaletlerde sifon suyu olarak kullanılabilir. Aynı şekilde evlerde banyoda ve lavabolarda el yıkama maksadıyla kullanılan suları ayrı olarak toplayıp tuvaletlerde sifon suyu olarak kullanabiliriz. Özetle önemli miktarda su tasarrufu yapmak için yapabileceğimiz çok şey var. 
Bir diğer vazifemiz suyun ekonomik analizi. Aslında diğer doğal kaynaklarımızın da ekonomik analizlerinin yapılması gerekir. Sanayi tesisleri artarken üretim de artar, ancak doğal kaynak konusunda sadece tüketim meydana gelir ve bir tahribat oluşur. Bitki örtüsü azalınca, toprakta tutulan su azalır, fotosentez olmayacağı için oksijen üretimi de azalır, buna karşılık hastalıklar çoğalır. Bu ve benzeri hususların hepsini dikkate alarak bir ekonomik analiz yapsak bile doğal kaynakların ekonomik değerinin çok yüksek olduğunu görürüz. Böylece rast gele sanayi tesisi kurmayız, kurarken de tabiata vereceği tahribatın değerini de dikkate alırız.

SU ZENGİNİ DEĞİLİZ
İleride su sorunu olacağı söylenirdi. Su zengini miyiz suyumuzu verimli kullanıyor muyuz?
Türkiye su zengini değildir. Hatta su fakiri olma yolunda. Dünyadaki kriterlere göre kişi başına düşen su miktarı 2000 m3.ün üzerinde. Türkiye’de ise 1500 m3. 1000 m3 ün altına düşerse tehlikeli bir durum var demektir. Nüfusumuz 120 milyonu bulduğunda su fakiri olacağız. Ayrıca ülkemizde su kaynakları homojen dağılmıyor. En büyük su debisi Fırat ve Dicle’den geliyor, bu su da sınırlarımız dışına akıyor. En yağışlı bölgemiz Doğu Karadeniz. Bazı bölgelerde özellikle İç Anadolu Bölgesi’nde su kıtlığı var. Türkiye’de tatlı su potansiyeli en az olan illerden birisi de Muğla. Muğla ve ilçelerinin nüfusu özellikle yaz aylarında oldukça fazla, tatlı su kaynakları ise kıt. Nüfusun en yoğun olduğu yer İstanbul. İstanbul’a Düzce’den su getiriliyor. Ancak nüfus fazla olduğu için zaman zaman su sıkıntısı tedirginliği yaşanıyor. Yani suyun çok olmadığı yerde nüfusun yoğun olması su sıkıntısına yol açıyor. Yani su miktarı ile nüfus oldukça bağlantılı. Türkiye’de suyun az olmasının yanında su ile nüfus dağılımı ters orantılı olması da önemli bir problem. 

Peki ne yapılması gerekiyor?
Bunun için öncelikle Ulusal Su Planı’nın hazırlanması ve yeni Su Kanunu’nun yürürlüğe girmesi gerekiyor. Yeni bir Su Yönetim yapılanmasına geçilmesi gerekiyor. Yetki ve sorumlulukların sadeleştirilmesi, izleme, denetim ve yaptırım yetkilerinin tek elde toplanması gerekiyor. Su ile alakalı Bakanlıkların yetkililerinin bir araya geleceği ve birlikte karar alacağı Su Yönetim Üst Kurulu oluşturulması büyük önem taşıyor. Su yönetiminde gelişmiş ülkelerin hepsinde uygulanan havza ölçekli yapılanmaya geçilmesi gerekiyor. Su yatırımlarının hızlandırılması ve kısa sürede tamamlanması gerekiyor. Makro ölçekli planlarda bölgesel su dağılımın dikkate alınması gerekiyor. Bütün havzalarda sektörel su tahsisinin tamamlanması ve uygulanmaya başlanması gerekiyor. Kuraklık yönetim planlarının tamamlanması ve uygulamaya geçilmesi gerekiyor. En önemlisi de su kaynaklarımızın kalitesinin korunması ve bozulmuş olanların iyileştirilmesi gerekiyor. Yani yapılacak çok iş var. 
Vatandaşımıza su konusunda ne demek istersiniz?
Suyumuzu tasarruflu kullanmalıyız. Su oldukça kıymetlidir. Hatta petrolden daha değerlidir. Çünkü petrolün başka natifleri var, ancak suyun yoktur. Başta Orta Doğu olmak üzere bazı ülkelerde suyun önemi ve fiyatı oldukça yüksek olduğunu unutmamalıyız.. Yeni su yatırımları yapılabilmesi, su tesislerinin işletilebilmesi ve benzeri hizmetler için yapılan hizmetin bir bedeli olduğu ve bunun devlet tarafından sonsuza kadar bedelsiz olarak karşılanamıyacağının bilinmesi lazım.

Bu konu ile ilgili son sözleriniz nelerdir?
Yaklaşık 3,5 senede su yönetimi konusunda çok sayıda uzman yetiştirdik. Yetiştirdiğimiz genç, dinamik ve dünyaya açık uzmanlarımız su yönetimi alanında önemli boşlukları doldurmaya çalışıyorlar. Kısa zamanda şimdiye kadar yapılmayan işleri yaptık, neticesini orta ve uzun vadede göreceğimiz çok önemli işler başardık. Ancak yapılacak daha çok önemli işler var. Özellikle ulusal ve uluslararası su politikası, su ekonomisi, su verimliliği gibi konularda Türkiye’de uzman açığı var.  Yeni kurulan bu Müdürlüğümüze destek verilmeli. 
Su Kanunu’nun çıkarılması, yani Meclisten geçmesi çok büyük önem taşıyor. Bu Kanun ülkemiz açısından hayati bir düzenleme olacaktır. Aksi takdirde suyun, kaynaklarımızın, uzman işgücümüzün verimli kullanılması mümkün olmayacaktır.





Parlametre
Serbest Kürsü

Anket

Türkiye'nin Dış Politikasını Olumlu Seyirde Güçlendirecek Ana Unsur Nedir ?
Yankı Dostluk Platformu
  • Facebook'ta Yankı Dergisi
  • Twitter'da Yankı Dergisi
  • Youtube'ta Yankı Dergisi