Yankı'nın Son Sayısı >Cevdet YILMAZ: 2023TE DÜNYA DEVİ TÜRKİYE

Kalkınma Bakanı Dr. Cevdet YILMAZ:
HEDEF 2023’TE DÜNYA DEVİ TÜRKİYE

2023 Vizyonu hedeflerine ulaşma yolunda önemli adımlar attıklarını ifade eden Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, dergimize önemli açıklamalarda bulundu.  Yılmaz, 10. Kalkınma Planını ile 2023 yılında GSYH’nin 2 trilyon dolara çıkması, kişi başına gelirin 25 bin dolara yükseltilmesi, ihracatın 500 milyar dolara çıkarılması, işsizlik oranının yüzde 5’e düşürülmesinin hedeflendiğini vurguladı.


ÜLKE POTANSİYELİNİ ORTAYA ÇIKARTIYORUZ
Türkiye’nin ekonomik kalkınmasının vizyonunu oluşturan bir Bakanlığın başındasınız. Vizyonunuzu bizlere anlatabilir misiniz?
Kalkınma kavramı, bir ülke için sadece üretim ya da gelir seviyesinin artırılmasını değil; bir toplumun iktisadi yönünün yanı sıra sosyokültürel yapısının geliştirilmesi çabasını da içermektedir. Kalkınmanın özü, insanları içinde bulundukları halden daha ileri bir duruma taşıyabilmektir. Bu nedenle, ülkemizin kalkınmasına yönelik hazırladığımız tüm politikalarda insan odaklı bakış açımız, kalkınma anlayışımızın temelini oluşturmaktadır. Bu temelde, ekonomik, sosyal ve kültürel kalkınmayı birbirleriyle tutarlı bir bütün olarak ele almaktayız. 
Ekonomik gelişmişliği sosyal refaha dönüştürmenin ve topluma yaygınlaştırmanın kalkınmış bir ülke olmanın gereği olduğunu düşünüyorum. Türkiye sosyal bir devlet olmuştur. Sağlıkta eğitimde ve diğer birçok alanda… Fakat eğitim başta olmak üzere yine ileri bir hamle yapılması lazım. Eğitim ve iş gücü alanını birleştirmemiz gerekiyor. Çünkü bizim temel sermayemiz insan. Vizyonumuzu da bu unsurlar belirlemektedir. Bu çerçevede, kapsayıcı ve sürdürülebilir kalkınma yaklaşımı doğrultusunda, stratejik önceliklere dayalı bütüncül ve çok boyutlu bakış açısıyla, ülkemizin potansiyelini ve insanımızın yeteneklerini ortaya çıkaracak şekilde, insan odaklı kalkınma anlayışına hizmet ederek ve sosyal devlet olmanın gereğini de dikkate alarak çalışmalarımızı sürdürmekteyiz.

SON ON YILDAKİ PERFORMANSI TEKRAR ETMELİYİZ
2002 yılında toplam ekonomik büyüklüğümüz  230 milyar dolardı. Bugün bu rakam 820 milyar dolara ulaştı. Ciddi bir sıçrama yaptı Türkiye. Fakat ikinci bir sıçrama yapması gerekmektedir. 2023 yılı hedeflerimize ulaşmak için son on yıldaki performansı tekrar etmeliyiz. Bunu yapmaksak yerimizde sayar dururuz. İşte buna orta gelir tuzağı diyoruz. Eğer ‘artık biz başardık daha fazla bir şey yapmamıza gerek yok’ gibi bir havaya girersek son on yılı aşamayız. İşte biz bunu kırmak için 2023 vizyonunu orta koyduk. Bu vizyonu hayata geçirmeye yönelik onuncu beş yıllık planımızı yaptık. 2014 - 2018 ilk beş yıllık planını belirledik. 

Türkiye ekonomisi küresel, bölgesel ve siyasal gerginliklere AB’deki daralmaya rağmen 2013 yılında yüzde 4 civarında bir büyüme kaydetti. Beklentilerin üzerinde gerçekleşen bu büyümenin şifreleri nelerdir?
İç ve dış talebi dengelemeye yönelik alınan tedbirler sonucunda 2012 yılında yavaşlayan GSYH artış hızı, 2013 yılında toplam yurtiçi talebin (stok dâhil) büyümeye katkısının 6,7 puana ulaşmasının belirleyici etkisiyle yüzde 4,1 olarak gerçekleşmiştir. 2013 yılında, ihracat yatay bir seyir izlerken özellikle altın ithalatında kaydedilen önemli miktardaki artış nedeniyle toplam ithalatın yükselmesi sonucunda net ihracatın büyümeye katkısı negatif 2,6 puan olarak gerçekleşmiştir. Altın ticareti hariç tutulduğunda ise, 2012 yılında başlayan dengelenme süreci 2013 yılında da devam etmiş ve net ihracatın büyümeye katkısı 2012 yılında 2,3 puan, 2013 yılında ise 0,6 puan olarak hesaplanmıştır. 2013 yılında katma değer; tarım sektöründe yüzde 3,5, sanayi sektöründe yüzde 3,4 ve hizmetler sektöründe yüzde 5,6 oranında artış kaydetmiştir. Sanayi ve hizmetlerde büyüme hızları beklentileri aşarken, tarım sektörünün büyüme hızı beklentinin bir miktar altında kalmıştır. 

BÜYÜMEYE DEVAM
2014 yılı rakamları nasıl seyretti, beklentileriniz karşılıyor mu?

2014 yılının ilk yarısında GSYH yüzde 3,3 oranında artış kaydetmiştir. Özel tüketimi sınırlamaya ve cari açığı kontrol altına almayı amaçlayan makroihtiyati tedbirler etkisini göstermiş yurt içi talep kaynaklı olmak üzere ekonomide yavaşlama eğilimi gözlenmiştir. 2014 yılının ilk yarısında döviz kurunda ortaya çıkan gelişmelerin de etkisiyle ihracat artış eğilimini korurken, ithalat azalmaya başlamış ve net ihracatın büyümeye katkısı 2,7 puan olarak kaydedilmiştir. Ancak, özel sektör sabit sermaye yatırımlarında kaydedilen azalmanın etkisiyle yılın ilk yarısında GSYH artış hızı yüzde 3,3 oranında gerçekleşmiştir. Yılın ikinci yarısında hem net mal ve hizmet ihracatının hem de nihai yurt içi talebin büyümeye pozitif katkı vermeye devam etmesi öngörülmektedir. Diğer taraftan, özel kesim sabit sermaye yatırımlarının büyümeye katkısının yılın ikinci yarısında da beklenenin altında gerçekleşeceği tahmin edilmektedir.  Aynı dönemde sanayi üretiminin ılımlı bir artış eğiliminde seyretmesi, tarımsal üretimin ise olumsuz hava koşulları nedeniyle azalması beklenmektedir. Bu gelişmeler ve öngörüler altında, 2014 yılında GSYH büyümesinin yüzde 3,3 olacağı tahmin edilmektedir.
Büyümede temel bir sorun özel kesim sabit sermaye yatırımlarındaki azalmadır. Özel kesim sabit sermaye yatırımları yılın ilk yarısında -0,5 büyümeye katkı getirmiştir.  Bu yılın ikinci yarısı ve özellikle 2015 yılında hedef alınan büyümeye ulaşılması için özel kesim sabit sermaye yatırımlarının artışa geçmesi gerekmektedir.  2014 yılının üçüncü çeyreğinde yurtiçi talep ve üretime ilişkin göstergeler 2014 yılı için tahmin edilen büyüme hızını destekler niteliktedir. 
Ağustos ayında sanayi üretimi yüzde 12,6 artmıştır. 2014 yılının üçüncü çeyreğinde otomobil üretimi yüzde 6,1, elektrik üretimi yüzde 6,6, beyaz eşya üretimi yüzde 3,2 oranında artış kaydetmiştir. İmalat sanayi kapasite kullanım oranı yüzde 75’ler seviyesinde yatay bir seyir izlemektedir. İhracat yine aynı dönemde yüzde 3,2 artmış, ara malı ithalatında Ağustos ve Eylül aylarında artışlar kaydedilmiştir. Ekim ayında TİM verilerine göre ihracat yüzde 6,7 oranında artışla 12,6 milyar dolar gibi rekor seviyeye ulaşmıştır. Bu artışlar, yılın üçüncü çeyreğinde büyüme performansımızın olumlu bir seyir izlemeye devam edeceğine işaret etmektedir. Bu olumlu gidişat göz önüne alındığında Orta Vadeli Program’da (2015-2017) yüzde 3,3 olan 2014 yılsonu büyüme tahminine ulaşılabileceğini düşünüyoruz.

Ekonomik istikrarın siyasi istikrarla bağlantılı olduğunu sizlerden çok duyuyoruz. Bu bağlantıyı bizlere açar mısınız?
Türkiye siyaseti ne kadar güçlü ve istikrarlı olursa yapılan ekonomi adına atılımlar da o kadar güçlü ve istikrarlı olur. Siyaset ile ekonominin doğru orantısı vardır. Siyasetteki gelişmeler, ekonomide yatırımları etkileyebilir. Bunun bilincinde olarak temkinli ve sağlam adımlar atılması büyük önem taşıyor. 
İstikrarı korumamız lazım. Bunun yanı sıra anayasa başta olmak üzere reformlara devam etmemiz gerekiyor. Ben başkanlık sisteminin Türkiye için oldukça faydalı olacağına inanıyorum. Hem siyasi istikrarı sağlayan hem temsilciliği sağlayan bir mekanizma çok önemlidir. Yönetim sistemimizde bu istikrarı garantileyen düzen oluşturmalıyız ki bir daha 90’lı yıllara dönülmesin. 
Her ülkede olduğu gibi ülkemizde de önemli yapısal problemler bulunmaktadır. Anayasa’nın verdiği yetkiyle Kalkınma Planlarının Orta Vadeli Programların ve Yıllık Programların koordinasyonu Bakanlığımıza verilmiştir. Bu belgelerle yapısal problemlere reçeteler sunulmaktadır. Siyaseten istikrarın olmadığı dönemlerde bu planların göz ardı edildiği ve ekonomik problemlerin derinleştiği görülmektedir. 
Siyasi istikrarın en belirgin faydası öngörülebilirliktir. İstikrarsız dönemlerde hane halklarının, yerli ve yabancı yatırımcıların hatta siyasi iktidarın dahi harcama yapmaktan kaçındığı veya rasyonel olmayan alanlara yöneldiği görülecektir.
Siyasi istikrar üç temel alanda ekonomik yapı üzerinde etkisini gösterir; büyüme, bütçe açıkları (veya kamu borçları) ve enflasyon. 
Siyasi istikrarsızlık, ekonomistler tarafından ülkelerin ekonomik performansını baltalayan ciddi bir problem olarak tanımlanmaktadır. Bu ilişki belirsizliğin olduğu bir ortamda karar vericilerin ufkunun daralması ve böylelikle optimal olmayan makroekonomik politikaları uygulamaya koymaları şeklinde ortaya çıkmaktadır. Para ve maliye otoritelerinin görüş mesafesini kısaltan ve uzun vadeli etkileri olmayan kararlar almalarına neden olan söz konusu siyasi belirsizlik, aynı zamanda ekonominin diğer aktörlerini de olumsuz olarak etkilemektedir. Nitekim gerek ürün gerekse finans piyasalarındaki aktörler, istikrarsızlık durumunun hâkim olduğu bir atmosferde sağlıklı öngörüler yapamamakta ve riskten kaçınma psikolojisi bağlamında kısıtlı hareket etmektedirler. Bu durum, politika kararlarının sık değişime uğramasıyla ve volatilitenin yüksek olmasıyla da büyük ölçüde ilişkilidir.
Yatırımlar istikrar ile doğru orantılı gelişmekte ve bu durum büyüme performansını etkilemektedir. Bu bağlamda sayısı 170’e kadar varan dünya ülkesini 1960’lı ve 2000’li yıllar arasında inceleyen ampirik çalışmalar, siyasi istikrarsızlığın kişi başına düşen GSYH büyümesini aşağı yönlü etkilediğini ortaya koymaktadır.
Siyasi istikrar ile bütçe ve borç ilişkisi kapsamında, stabil olmayan dönemlerde, ülke yönetimlerinin öngörülebilirlik eksikliği nedeniyle etkin kamu yatırımları yapmaması, bütçenin daha ziyade tüketime yönelik tahsis edilmesi ve yükselen borç stoklarının çözüme kavuşturulmaması söz konusu olmaktadır.
Son olarak istikrarla enflasyon arasında da bir ilişki gözlenmektedir. Bu doğrultuda yapılan çalışmalar, istikrarsızlık dönemlerinde ekonomi otoritelerinin uzun vadeli etkin para politikaları uygulamaması ve senyoraj gelirlerine bağlılıkların artması gibi nedenlerle, enflasyonun yüksek gerçekleştiğini belirlemektedir. 

2023’TE GSYH 2 TRİLYON DOLAR
10. Kalkınma Planına geçerken Türkiye genel olarak ne durumdadır? 10. Kalkınma Planının hangi hedefleri ve yeni yaklaşımları olacaktır?
Türkiye son 10 yılda siyasi, ekonomik ve sosyal, her alanda önemli bir dönüşüm süreci yaşamıştır. Kişi başına gelir 3 bin 500 dolardan 10 bin doların üzerine çıkmış, faizler yüzde 56 düzeyinden yüzde 8’lere düşmüş, enflasyon tek haneli rakamlara gerilemiş ve fiyat istikrarının sağlanması yolunda önemli bir yol kat edilmiştir. Türkiye, bütçe açığını 2002 yılında yüzde 9,4’ten, 2006 yılında yüzde 1,9 bütçe fazlasına çevirmiştir. 
Türkiye’nin önümüzdeki süreçte kazandığı bu ivmeyi devam ettirmesi büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede, yukarıda da belirttiğim gibi, 2014-2018 dönemini kapsayan Onuncu Kalkınma Planını 2023 Vizyonu hedeflerine ulaşma yolunda önemli bir adım olarak hazırladık. Plan döneminde uygulanacak politikalar sonucunda büyümeyi yıllık ortalama yüzde 5,5 civarına yükseltmeyi hedeflemekteyiz. Plan dönemi sonunda, ülkemizin 2023 hedefleriyle de uyumlu olarak, cari GSYH’nin 2 trilyon dolara, kişi başına gelirin ise 25 bin dolara ulaşması hedeflenmektedir.  Ekonomideki başarılı performansın işgücü piyasasına da yansıyarak, Plan döneminde 4 milyon yeni istihdam yaratılması, 2018 yılına gelindiğinde ise işsizlik oranının yüzde 7,2 seviyesine gerilemesi; ayrıca işgücüne katılma oranlarının gelişmiş ülkeler seviyesine doğru yükselmesi öngörülmektedir. Ayrıca, başarılı ihracat performansımıza paralel şekilde cari açığın GSYH’ye oran olarak Plan döneminde ortalama yüzde 5,8 düzeylerinde seyretmesi, ileriki dönemde ise ortalama yüzde 5 seviyelerine gerileyerek ülkemiz açısından bir sorun olmaktan çıkarılması hedeflenmektedir.
Bu hedeflere ulaşabilmek, yeni bir bakış açısı da gerektirmektedir. Önceki planlarda politikaların tam olarak hayata geçirilememesi ve uygulamayı yeterince yönlendirememesi, arzu edilen hedeflere ulaşılmasında sıkıntılara neden olmuştur. Bu sebeple planların daha fazla uygulamaya aktarılması ve bu sayede kalkınma çabalarımızın daha etkin bir şekilde sürdürülebilmesi amacıyla yeni bir yaklaşım benimsemeye karar verdik. Bu yaklaşım çerçevesinde daha önceki planlardan farklı olarak “Öncelikli Dönüşüm Programları” adıyla özel uygulama programları tasarladık. Hem 2023 hem de Onuncu Kalkınma Planı hedeflerine ulaşabilmek açısından önem taşıyan temel sorun alanlarına yönelik olarak tasarlanan bu programlar; genellikle birden fazla bakanlığın sorumluluk alanına giren, kurumlar arası etkin koordinasyon ve sorumluluk gerektiren kritik reform alanlarına yönelik olarak tasarlanmıştır. 5 yıl içinde sonuçlandırılması öngörülen, sektörel ve sektörler arası bir yaklaşımla oluşturulan bu programların kapsamı, amacı, hedefleri, performans göstergeleri, sorumlu kurum ve kuruluşlar ile temel bileşenleri programlarda detaylı olarak ele alınmaktadır. Ayrıca, program havuzunun yönetilebilir ve sonuçlarının ölçülebilir olması açısından sınırlı sayıda tutulmuştur.

81 İLE YATIRIM DESTEK OFİSİ
Yabancı yatırımcıyı ülkemize çekmek için ne gibi çalışmalarınız var? 

Yeni yatırım teşvik sistemi, diğer amaçlarının yanında uluslararası doğrudan yatırımların artırılmasını da amaçlamaktadır. Yatırım teşvik sistemi kapsamında yatırımcılar genel teşvik uygulamaları, bölgesel teşvik uygulamaları, büyük ölçekli yatırımlar ve stratejik yatırımlar olmak üzere dört başlık altında teşviklerden faydalanabilmektedir. Bu kapsamda yatırımın yapıldığı sektör, bölge ve yatırım tutarına bağlı olarak yukarıda belirtilen dört başlık altında yatırımlara KDV istisnası, Gümrük Vergisi Muafiyeti, Vergi İndirimi, Sosyal Güvenlik Primi Desteği (işçi ve işveren payı), çalışanlar için Gelir Vergisi Stopajı Teşviki, Faiz Desteği, Yatırım Yeri Tahsisi ve KDV İadesi destek unsurları sağlanabilmektedir. 
Onuncu Kalkınma Planı döneminde uluslararası doğrudan yatırımların, yeni yatırımlara ve ek üretim kapasitesi oluşturacak alanlara yönlendirilmesi hedeflenmektedir. Bu çerçevede; il ve bölge düzeyinde yatırım destek ve tanıtım stratejileri hazırlanacaktır. Ayrıca Türkiye’de iş ortamının gelişimi kapsamında 10. Kalkınma Planındaki reform programlarından biri olarak “İş ve Yatırım Ortamının Geliştirilmesi Öncelikli Dönüşüm Programı” yer almaktadır. Program çerçevesinde iş ve yatırım ortamının öncelikli sorunlarına odaklanılarak, yatırımcının karşılaştığı belirsizliklerin giderilmesi ve sorunların hızla çözülmesi, bunun için mevcut mekanizmaların iyileştirilerek yatırımların artırılması amaçlanmaktadır. 
Kalkınma ajanslarımız ve özellikle ajansların bünyesinde illerde faaliyet gösteren yatırım destek ofislerimiz, sahada birebir yatırımcı ile muhatap olmakta ve yatırımcının talep ettiği hizmetleri ücretsiz olarak sunmaktadır. 81 ilde yatırım destek ofisi kurulmuş olup hali hazır da toplamda 210 personel ile faaliyetlerini yürütmektedir. Kuruldukları günden bu yana yatırım destek ofisleri; 65 binden fazla yatırımcıya çeşitli konularda danışmanlık hizmeti sağlamış; kurum ve kuruluşlara 15 binden fazla ziyaret gerçekleştirmiş; 5 bin kişiye girişimcilik, dış ticaret konularında eğitim sağlamış; 2.500’den fazla yurt içi ve dışı tanıtım organizasyonlarına katılım sağlamıştır. Yatırım destek ofisleri, faaliyet gösterdikleri illerin iş ve yatırım ortamını yerli ve yabancı yatırımcılara tanıtmak üzere ulusal ve uluslararası fuar ve etkinliklere katılım sağlayarak yatırımcının ayağına kadar gitmekte, yatırımcılar için yatırımın her aşamasında yatırımcıya hizmet vermektedir. Bu ofisler aklında olgun bir iş fikri olmayan ancak sermayesi ile bir şeyler yapmak isteyen yatırımcının fikir danıştığı birimler olmanın yanında, yatırımını gerçekleştirmiş ancak işletme aşamasında sorunlar yaşayan yatırımcılara da hizmet sağlamaktadır. Bu süreçte yatırım destek ofisinin uzman personeli, yatırımcılar ile ilişkiler kurarak bölgesini tanıtmakta ve faaliyet gösterdiği ilde bir işbirliği ağı kurmuş olmaktadır. 

YATIRIM TEŞVİKLERİYLE YATIRIMCILARA BÜYÜK DESTEK
Yerli yatırımcılarımız için destekleriniz nelerdir? Yatırımcılarımız Dünya ile rekabet edebilirlik noktasında ne aşamadadır?  

Türkiye’de uzun yıllardır uygulanmakta olan devlet destekleri katma değer yaratacak sektörlerde artarak devam etmektedir. Devlet desteklerinin tamamlayıcılığının temin edilmesi ve mükerrerliklerin engellenmesine yönelik çalışmalar da devam etmektedir. 
Yatırımcılara yönelik desteklerimizin omurgasını Ekonomi Bakanlığımız koordinasyonunda sağlanan yatırım teşvikleri oluşturmaktadır. Yatırım teşvik sistemi 2012 yılında revize edilmiştir. Yukarıda da açıkladığım üzere yeni teşvik sistemi kapsamında, görece az gelişmiş bölgelerimize sağlanan teşviklerde önemli iyileştirmeler yapılmış, yeni teşvik alanları da eklenmiştir. Ekonomi Bakanlığımız bünyesinde ihracatı artırmaya yönelikte destekler de mevcuttur. Bunlar arasında fuarlara katılım, pazar araştırması, istihdam, marka ve tanıtım destekleri sayılabilir.
Devlet bir şekilde ülkesine yatırımını yapar. Ama özel sermayenin yatırım yapması için yatırım bölgesinin emniyetli ve cezbedici olması lazım. Çözüm sürecinin adı bile yetti. Adeta 30 yıldır nadasa bırakılan bölgelerde şimdi bir anda özel sektör yatırım yapmaya başladı. Tabi ki çözüm süreci tamamlanmadı. Süreç tamamlandığında etki de o zaman tam anlamda görünecek. Burada büyük ölçekli firmalarımıza görev düşüyor. Özel sektör Güneydoğuya gidip araştırma yapmalı ve fırsatları değerlendirmeli. Özellikle büyük sermaye guruplarına ihtiyaç var, sadece küçük ölçekli yatırımlar yeterli olmaz. Büyük ölçekli yatırımların da doğuya gitmesi lazım ki atmosfer değişsin ve çözüm süreci amacına ulaşsın.
Kalkınma Bakanlığı’nın da göz ardı etmediği gerçekler var. Bunlar; 1980 döneminden sonra hızla gelişen iş alanları.  Son on yılda bizim sağladığımız başarıda iş dünyasının da büyük katkısı var. Biz ortamı hazırlıyoruz, asıl üretimi ve ihracatı yapan özel sektör. Dolayısıyla özel sektörümüzden girişimcilerimizle iftihar ediyoruz. Fakat Türkiye’yi daha ileriye taşımak için daha fazla yatırım yapmalıyız. Ancak, eski sektörlere yatırım yapılması yanında yeni alanlara da ihtiyacımız var. Özel sektör yeni alanlara da yönelmelidir, araştırma geliştirmeye daha önem verilmelidir. Bilgiye daha büyük önem vermeliyiz. 
Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımız bünyesinde yatırımcılarımıza ve girişimcilerimize desteklerimiz devam etmektedir. KOSGEB vasıtasıyla işletmelerin üretim, yönetim-organizasyon, pazarlama, dış ticaret, insan kaynakları, mali işler ve finans, bilgi yönetimi ve bunlarla ilişkili alanlarda sunacakları projeler desteklenmektedir. TÜBİTAK vasıtasıyla Ar-Ge, teknoloji geliştirilmesi, patent alımı ve teknoloji transferi gibi alanlarda proje bazlı destekler verilmektedir. Girişimciliğin geliştirilmesine yönelik destek programları da bulunmakta, bu alana yönelik, girişim sermayesi fonlarının desteklenmesi gibi yenilikçi destek modelleri uygulanmaktadır. Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bunlara ek olarak üniversite sanayi işbirliğini geliştirmeye yönelik San-Tez Destek Programı kapsamında destekler sağlamaktadır.
Koordinasyonu Bakanlığımız tarafından sağlanan kalkınma ajansları, çeşitli alanlarda farklılaşmış destek mekanizmaları vasıtasıyla bölgelerinin gelişmesine katkı sağlamaktadır. Kentsel yaşam kalitesinin artırılmasından KOBİ’lerin desteklenmesine, üniversite-sanayi işbirliğinin güçlendirilmesinden Ar-Ge ve yenilik (inovasyon) faaliyetlerinin geliştirilmesine kadar farklı pek çok alanda destek programları uygulanmaktadır. 

DÜNYA LİGİNDE ÜST BASAMAKLARA ÇIKMIŞ BİR TÜRKİYE
Hedeflediğiniz 2023 Türkiye’sinin fotoğrafını bizlere anlatır mısınız? Bu bağlamdaki çalışmalarınız nelerdir?

Cumhuriyetimizin 100. yıl kuruluş yıl dönümünde ulaşmak istediğimiz hedefler doğrultusunda Bakanlığımızın çalışmaları hızlı, emin ve kararlı adımlarla sürdürülmektedir.
2023 yılında, uluslararası değer zinciri hiyerarşisinde üst basamaklara çıkmış, yüksek gelir grubu ülkeler arasına girmiş ve yoksulluk sorununu çözmüş bir ülke konumuna ulaşmayı amaçlıyor ve çalışmalarımızı bu doğrultuda sürdürüyoruz. Kalkınmış bir ülke olabilmek için temel hak ve özgürlüklerde, hukuk devletinde, demokraside de belirli bir yere gelmemiz gerekiyor. Bu bakımdan ben kalkınma olgusunu 4 eksende değerlendiriyorum. Ekonomik gelişme, sosyal adalet, sürdürülebilir bir çevre boyutu ve temel haklar boyutu. 2023 yılında tüm bu boyutlarda ciddi ilerlemeler sağlamış bir ülke haline gelmek için uğraş veriyoruz.    

HEDEF: KÜRESEL GÜÇ TÜRKİYE
İlk somut hedefimiz, Türkiye’yi 2023’de dünyada ilk on ülke arasına sokmaktır. Yani Türkiye’yi küresel bir güç haline getirmektir. İkinci hedefimiz ise bölgeler arası farklılığı azaltmak ve denge oluşturmak. Bütün bölgelerin enerjisiyle topyekûn bir kalkınma sağlayacağız. Bu amaçlarla yeni eylem planlarını yapıyoruz.
2023 yılında GSYH’nin 2 trilyon dolara çıkması, kişi başına gelirin 25 bin dolara yükseltilmesi, ihracatın 500 milyar dolara çıkarılması, işsizlik oranının yüzde 5’e düşürülmesi, enflasyon oranlarının kalıcı bir biçimde düşük ve tek haneli rakamlara indirilmesi öncelikli makroekonomik hedeflerimizdir. Ülkemizin potansiyelini ve insanımızın yeteneklerini harekete geçirerek kalkınma sürecinin hızlandırılması amacıyla hazırlanan ve 2014-2018 dönemini kapsayan Onuncu Kalkınma Planı, 2023 hedefleri doğrultusunda toplumumuzu yüksek refah seviyesine ulaştırma yolunda önemli bir kilometre taşı olacaktır.    

TERÖR BİTTİ REFAH ARTTI
Son 10 yılda Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’ya devletin çok büyük yatırımları oldu. Peki, bunlar katma değere dönüştü mü? Bu bölgelerimiz Türkiye ekonomisindeki büyümeye destek olabiliyor mu?
Bir taraftan Türkiye’yi büyütmeye çalışırken bir taraftan da kendi içinde daha dengeli bir yapıyı sağlamaya çalışıyoruz. Potansiyelimizi geliştirmemiz yolunda dört önemli projemiz var. Birincisi Güney Doğu Anadolu Projesi. GAP’a dâhil olan sekiz vilayetimiz var. Burada hızlı bir şekilde gelişme sağlıyoruz. Sadece geçtiğimiz 5 yılda 15 milyar TL yatırım yaptık. Asıl mesele barajdaki suları tarlalara taşımak. Ana kanalları büyük oranda tamamladık. Şimdi kılcal damarlara ilerliyoruz. Verimliliği de esas bu yükseltecek. 370 bin hektar alan sulanabilen tarım alanı haline getirildi. Önümüzdeki yıllarda bunu 1.000.000 hektar alana çıkarmayı hedefliyoruz. 
İkinci projemiz Doğu Anadolu Projesi. DAP, 14 bin hektardan oluşuyor. Bu bölgemizde de yeni bir eylem planı hazırlıyoruz. Bu bölgede hayvancılık çok önemli. Meralarımız çok geniş. GAP kadar olmasa da sulanabilir alanlarımız çok geniş. Muş ovası gibi projelerimiz var. Tabi asıl hadise buralarda hayvancılığı, meyveciliği geliştirmek sanayi ve ticareti yoğunlaştırmak. Projeler sadece Doğu Anadolu ve Güney Doğu ile sınırlı değil. İç Anadolu ve Doğu Karadeniz’de de projelerimiz mevcut.
Doğu Karadeniz Projesi; DOKAP sekiz ilden oluşuyor Samsundan başlayıp Artvin’e kadar bu bölgemiz içinde yeni bir idare kurduk ve projelerimizi yapmaya çalışıyoruz.
KOP projesi; Konya Ovası’nı daha verimli kullanabilmek için yatırımlarımız devam ediyor.  
Güney Doğu ve Doğu Anadolu’ya tekrar gelecek olursak;
GAP Bölgesinin sabit fiyatlarla toplam kamu yatırımları içerisindeki payı 2002 yılında yüzde 5,9 iken bu oran 2013 yılında yüzde 11,4’e yükselmiştir.  
GAP Eylem Planı kapsamında 16 baraj bitirilerek bir milyon hektar alanı sulayacak su barajlarda depolanmıştır. GAP kapsamındaki büyük baraj ve hidroelektrik santralleri tamamlanmıştır. Her yıl ülke genelinde üretilen hidrolik enerjinin yarısı GAP’tan sağlanmaktadır. GAP kapsamında bitirilen 10 hidroelektrik santralinin işletmeye alınışından 2013 yılı sonuna kadar 392,1 milyar kilovat-saat elektrik enerjisi üretilmiş olup, üretilen bu enerjinin parasal değeri 23,5 milyar ABD Doları’dır (1 kWh=6 cent). GAP kendini sadece hidroelektrik santrallerinden elde edilen gelir ile geri ödemektedir.
Ekonomideki gelişme bölgedeki işsizlik oranının düşmesiyle de kendini göstermiştir. 2007 yılında yüzde 16,9 olan işsizlik oranı 2013 yılında yüzde 14,5’e düşmüştür. GAP Bölgesi’nden yapılan ihracat 2002 yılında 689 milyon dolar iken, 2013 yılında 8,9 milyar dolara ulaşmıştır. GAP Bölgesi 2013 yılı ihracatı ile Marmara, Ege ve İç Anadolu bölgelerinden sonra ülke ihracatında 4. sırada yer almıştır. Bölgeden yapılan ihracatın Türkiye ihracatı içinde 2002 yılında yüzde 2 olan payı, 2007 yılında yüzde 3’e, 2013 yılında yüzde 5,9’a yükselmiştir.
Doğu Anadolu Bölgesinin sabit fiyatlarla toplam kamu yatırımları içerisinde aldığı pay 2002 yılından 2013 yılına kadar yaklaşık olarak yüzde 50 oranında artış göstererek yüzde 3,12’den, yüzde 6,31’e ulaşmıştır. 2002-2013 yıllarında Bölgeye tahsis edilen toplam kamu yatırım harcamaları arasında en yüksek payı eğitim alırken en düşük payı turizm almaktadır.
Doğu Anadolu Bölgesinde 2002 yılında yalnızca 51 adet ve toplamda 184 milyon TL civarında olan yatırım teşvik belgeli yatırımlar, 2013 yılında 283 adet ve yaklaşık 5,4 milyar TL düzeyine ulaşmıştır.  GAP Bölgesinde ise 2002 yılında 157 adet ve toplamda 884 milyon TL civarında olan teşvik belgeli yatırımlar, 2013 yılında 732 teşvik belgesi ve 8,2 milyar TL sabit yatırım düzeyine ulaşmıştır. Yatırım teşvik sayısı ve tutarının özellikle 2009 ve 2012 yılları sonrasında önemli bir ivme kazandığı görülmektedir.  Sanayi kesiminin elektrik tüketim verilerinin değişimi de dikkate alındığında önemli bir paralellik gösterdikleri göze çarpmaktadır. Bu değişimin arkasında yatan nedenlerin başında 2009 ve 2012 yıllarında yeniden düzenlenen “Yatırımlarda Devlet Yardımları Hakkında Karar’’ın bölge illerine pozitif ayrımcılık yapacak şekle dönüştürülmesidir.
DAP Bölgesinde 2007 yılında yüzde 9,9 olan işsizlik oranı 2013 yılında yüzde 8,2’ye düşmüştür. DAP Bölgesinden yapılan ihracat 2002 yılında 135 milyon dolar iken, 2013 yılında 1 milyar dolara ulaşmıştır. 

BÖLGELERDEKİ POTANSİYELLER HAREKETE GEÇİYOR
Kalkınma ajanslarının önemini ve katkılarını anlatabilir misiniz?

Temel hedefleri, bölge potansiyelini harekete geçirmek, tüm bölgelerin ulusal büyümeye katkısını azami düzeye çıkarmak, bölge içi ve bölgeler arası gelişmişlik farklarını azaltmak ve gelişmiş bölgelerin küresel ölçekte rekabet gücünü artırmak olan kalkınma ajansları bölgenin kalkınmasına ilişkin kararların yerinde alındığı, mali kaynaklarla donatılmış, bölgesel kalkınmada uzman kurumlardır. Kalkınma Bakanlığı şemsiyesi altında yeni planlar yapıyoruz. Bölgelere yatırımlar yapıyoruz.
2002’de bu bölgelere yapılan harcama yüzde 10 iken geçen yıllarda yüzde 38’e yükseldi. Az göç veren bölgelere ciddi kamu yatırımı yaptık. Bunlar devam ederken özel sektöre de teşvikler devam etti.  Rahmetli Özal’dan biliyoruz ki özel sektör olmadan verimlilik olmuyor. Bu amaçla yukarıda açıkladığım yeni teşvik sistemimizi oluşturduk. Bu kapsamda teşviklerimizi sunuyoruz. Tüm yurda yayılan  kalkınma ajanslarımız da bölgelerinde özel sektöre yönelik tanıtım faaliyetlerini sürdürüyor. Tüm bu mekanizmalarla birlikte bölgesel kalkınmayı hızlandırmaya devam ediyoruz. Yani eş zamanlı yürütüyoruz.
Ajanslar, bölge planlama çalışmalarını koordine etmekte, kendi bölgeleriyle ilgili çeşitli analizler, sektörel çalışmalar ve eğitim programları gerçekleştirmekte, yatırımcıya rehberlik etmekte, izin ve ruhsat işlemleri ile birlikte yatırımcılara danışmanlık hizmeti sunmaktadır. 26 Düzey 2 bölgesinin tamamının 2014-2023 dönemi bölge planları kalkınma ajanslarının koordinasyonunda yerelde aktif katkı ve katılım sağlanarak hazırlanmıştır. Planlar, 2011 yılında tesis edilen ve Sayın Başbakan başkanlığında ilgili bakanlardan oluşan Bölgesel Gelişme Yüksek Kurulu tarafından onaylanarak yürürlüğe konacaktır. Tüm bölgelerde kalkınma ajanslarının koordinasyonunda hazırlanan bölge planları çerçevesinde ajanslarca mali ve teknik destek programları uygulanmaktadır. Ajanslar, çeşitli alanlarda farklılaşmış destek mekanizmaları vasıtasıyla bölgelerinin gelişmesine katkı sağlamaktadır. Programlar kapsamında kamu kuruluşları, mahalli idareler, üniversiteler, STK’lar ve işletmelerce kuruluşundan günümüze yaklaşık 40.000 proje başvurusu yapılmış, bu projelerden yaklaşık 10.000’ü başarılı bulunmuştur. Başarılı bulunan projelere muhtelif mali ve teknik destek programları kapsamında toplam 1,6 milyar TL mali destek tahsis edilmiştir. Bu desteklere, yararlanıcılar tarafından sağlanan eş finansman tutarı eklendiğinde harekete geçirilen toplam kaynak yaklaşık 3 milyar TL olacaktır. 
Yüklendiği görevlerle sadece “hibe dağıtan” bir kurum olmayan ajanslar; “kamu kesimi, özel kesim ve sivil toplum kuruluşları arasındaki işbirliği ve koordinasyonu geliştirmek suretiyle bölgesel düzeyde “yönetişimi” gerçekleştirmek, kaynakların yerinde ve etkin kullanımını sağlamak ve yerel potansiyeli harekete geçirmek gibi hedeflere odaklanmaktadır.

REFORMLARA DEVAM EDECEĞİZ
Son olarak yatırımcılara ve Türkiye kamuoyuna mesajlarınızı alabilir miyiz?

Türkiye, geçtiğimiz on yılda ekonomik ve sosyal olarak büyük bir atılım gerçekleştirmiştir. Ülkemiz sağlam bir makroekonomik strateji ile yapısal reformlarını hızla gerçekleştirmektedir. İzlenen politikaların etkisiyle işsizlik ve istihdam alanlarında ülke genelinde önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Türkiye küresel ekonomik dalgalanmalardan en az düzeyde etkilenen ülkelerdendir. 
Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. yılı olan 2023 hedeflerimize ulaşma yolunda kamu sektörünün rolü yanında özel sektörümüz yapacağı yatırımlar ve kuracağı ulusal ve uluslararası işbirlikleri ile kritik bir rol üstlenecektir. Biz kamu kesimi olarak gerek merkezi düzeyde gerekse yerel düzeyde yatırımcılarımıza finansal ve teknik konularda desteğimizi artırarak sürdüreceğiz. Yatırımcılarımızın aldığı riskleri en aza indirmek, yatırımları daha üretken ve katma değeri yüksek alanlara yönlendirebilmek amacıyla yatırım, ihracat, Ar-Ge gibi alanlarda teşviklerimizi sürdüreceğiz. İş ve yatırım ortamımızı gelişmiş ülkelerin standartlarına ulaştırmak için yürüttüğümüz reform çalışmalarına devam edeceğiz. Tüm toplumumuzun bu hedeflere erişme amacı doğrultusunda kenetlenmesini bekliyoruz.






Parlametre
Serbest Kürsü

Anket

Türkiye'nin Dış Politikasını Olumlu Seyirde Güçlendirecek Ana Unsur Nedir ?
Yankı Dostluk Platformu
  • Facebook'ta Yankı Dergisi
  • Twitter'da Yankı Dergisi
  • Youtube'ta Yankı Dergisi