Yankı'nın Son Sayısı >YENİ TÜRKİYE VE YENİ DÖNEMDE NELER OLACAK?


AK Parti Gümüşhane Milletvekili Feramuz ÜSTÜN:
STATÜKO SİSTEMİN DIŞINA ATILDI

Cumhurbaşkanlığı seçiminin sonucunun Bölgenizde ve ülke genelinde ki yansıması nasıl?  Gümüşhane de seçimlerden önce Türkiye genelinde ilk üç il arasında yer alma hedefinizi açıklamıştınız, bunu nasıl başardınız?
Türkiye Cumhuriyetinin 12. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin Ülkemize, Milletimize ve tüm mazlum devletlere hayırlı, uğurlu olmasını diliyorum.Sizlerin de takip ettiği gibi ülkemizde Cumhurbaşkanlığı seçimleri  hep farklı farklı senaryoların işlenerek, belirli bir zümrenin statükonun istediği kişinin Cumhurun başına dikte edilmesi ve dayatmasıyla getiriliyordu. ’’Şer bildiğiniz şeyde hayır,hayır bildiğiniz şeyde şer olabilir’’ inancımızla 11.Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde 365 dayatması ve statükonun dayatmasına boyun eğmeden Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan öncülüğünde Cumhur, Başkanını seçmelidir, diyerek olması gereken yapılmış ve halkın kendi başkanını kendisinin seçmesinin önü açılmış ve bu sayede statüko sistemin dışına atılmış, millet Cumhurbaşkanını seçme hakkını kendisinin kullanmak istediğini referandumla belirlemiştir.Cumhurbaşkanının halk tarafından seçiliyor olması başlı başına ülke genelinde insanlarımızın kafalarında oluşmuş olan veya oluşturulmak istenen şüpheleri ortadan kaldırmış ve güven duygusunun hakim olması sağlanarak herhangi bir kargaşanın çıkması,şaibenin oluşması önlenmiştir.Bence sadece bu durum bile ülkemiz için çok büyük bir kazanım olmuştur.
12 Yıllık Ak Parti hükümetlerimizin ülke üzerindeki istikrar oluşturan projelerinin Mimarı olan Başbakanımızın Cumhurbaşkanı olması için milletimiz takdirini göstermiştir. Bu seçimin sonucunu en belirgin şekliyle böyle okuduğumu söyleyebilirim.
Gümüşhane İlimizde ve o bölgede seçim sonuçlarının yüksek oranlarda olması haliyle hepimizi sevindirmiş fakat sürpriz olmamıştır. Sürekli halkımızla beraberiz,halkımız da her gittiğimiz yerde,her iletişim kurduğumuz durumda bizlerle birlikte olduğunu samimi bir şekilde ifade etmekteydi.Bizim kadirşinas vefa nedir bilen Milletimiz 12 yıl önceki halini de , şimdiki durumunu da, kendisine verilen değeri de çok iyi analiz edecek ve takdir edecek meziyettedir.Bu seçim Güçlü Türkiye’nin sağlam yürüyüşüne devam etmesi için ,yapılan yatırımların devam etmesi için,istikrarın devamı için,millet iradesinin güçlü bir şekilde tecellisi için Milletimizin teveccühünün hangi yönde olduğunun en büyük göstergesi olmuştur.Seçim süreci ve öncesinde Gümüşhane il,ilçe,belde ve köylerimizde halkımızın bizden beklentini Ak Parti’ye ve Başbakanımıza olan inancını gördük,bu durumda bizim ülke genelinde seçim sonuçlarında ilk üç iddiamızın oluşması için yeterliydi.Şükürler olsun hem Gümüşhane ilimizde hem bölge illerimizde Bayburt’ta,Rize’de,Trabzon’da ve diğer illerimizde halkımız gereğini yaparak Milli İrade’nin güçlü sesini ülke genelinde göstermiştir.
Başta Gümüşhane İl Başkanlığımıza, Teşkilatlarımıza, Belediye başkanlarımıza,halkımıza ve çevre illerimize bu başarılı sonuçlar için teşekkür ediyorum.
Başbakan 28 Ağustos’ta  Köşke çıktı, bundan sonra Ak Parti de durum nasıl olur?
Bu süreçte doğal olarak muhalefetin beklentisi Parti içi muhalefetin çıkması,karışıklıkların yaşanmasıdır.Yalnız Ak Parti artık bir temel oluşturmuş, kurumsallaşmayı başarmış ve millet nezdinde gönüllere girmiş bir Partidir. Başbakanımızın bireysel olarak bu başarıda ki payı tabi ki tartışılmaz yalnız Sayın Başbakanımızın da kendi ifadeleriyle Ak Parti kişilere bağımlı bir parti değildir. 12 Yıllık süreçte Parti politikalarımız, parti disiplinimiz oluşmuştur. Biz 2023, 2071 hedefleri olan rotası belli olan bir Partiyiz, Partimizin bütün organları ile istişare içerisinde olan alınacak kararları da istişarelerle alan bir oluşum içerisinde olduğumuzdan Başbakanımız genel Başkanımız sayın Ahmet Davutoğlu ile Ak Parti Durmak Yok Yola Devam demektedir.


Akşam Gazetesi Ankara Temsilcisi  Gazeteci - Yazar Emin PAZARCI
SİYASET KÖŞKE KAYACAK

30 Mart ve 10 Ağustos seçimlerinden çıkan sonuçlar ortada: Bazı çevreler “kavgacı” ve “sert” olarak değerlendirse de, vatandaş öyle bakmıyor. Başbakan Erdoğan’ın bu yapısı, söylenenlerin tam tersine destekleniyor. 
Millet, Erdoğan’ın mücadeleci kişiliğinden memnun Kim ne derse desin, AK Parti’nin peş peşe kazandığı seçim zaferlerinin ardında da Erdoğan’ın bu kişiliği yatıyor. Olaylara zamanında, net ve kararlı müdahalelerde bulunabiliyor. Cumhurbaşkanlığı devir teslimi ve yeni başbakanın belirlenmesi sürecinde de öyle oldu. Yine Türkiye’yi sıkıntıya götürebilecek fikirler ortaya atıldı. AK Parti’nin içinde de polemikler ve dalgalanmalar yaşandı. Ne zaman ki Erdoğan devreye girdi… Ne zaman ki, ağırlığını koyup, Paralel Yapı dâhil, sürece dışarıdan müdahalelerin önünü kapattı… Hepsi bıçak gibi kesildi Tekraren demem o ki… Bugünkü başarının altında, aslında bazılarının alabildiğine eleştirdiği, “kavgacı” diye yerden yere vurduğu, o kişilik yatıyor 
Üslubunu ve tarzını beğenmeyenler olabilir elbette. Normaldir, eleştirilebilir. Hatta yerden yere vuranlar da çıkabilir. Ama Erdoğan’ın kararlı ve mücadeleci kişiliğidir, kendisini halkoyu ile seçilmiş 12. Cumhurbaşkanı olarak Çankaya Köşkü’ne taşıyan. AK Parti’nin gösterdiği başarıların altında da o kişilik vardır. Bu gerçek algılanamıyor 
Türkiye yeni ve farklı bir döneme girdi; biz günlerdir tarihe tanıklık ediyoruz. Gelişmeleri ve konuşmaları alt alta koyduğumuzda, Görünen o ki bundan böyle siyaset Çankaya Köşkü’ne doğru kayacak. Yeni Türkiye’de elbette anlayışlar ve bazı kadrolar değişecek. Yeni gelenekler ve teamüller oluşacak. Ancak, Erdoğan’lı yıllar yine devam edecek… 
Erdoğan, “Yeni bir sayfa” açmak istediğini söyledi. 77 milyonla kucaklaşmak ve barışmak isteğinden bahsetti. Gerilim, kutuplaşma ve kamplaşmaları bir tarafa itmek gerektiğine işaret etti.“Hepimiz bu toprakların insanıyız” dedi. Ama, bütün bunları söylerken herkese mavi boncuk dağıtmadı. Bu güne kadar ne diyorsa, yine onları tekrarladı… 
CHP’nin muhalefet tarzının eskidiğini söyledi. MHP’nin Türkiye’nin meselelerine eğilmediğini belirtti. HDP’nin de “teröre sırtını dayayarak, varlık gösteren bir parti olduğunu” ifade etti. Böylece, alışılmamış, değişik ve “tarafsızlık” ilkesini farklı değerlendiren bir Cumhurbaşkanı olacağını şimdiden ilan etti.
Erdoğan, veda ederken Ak Parti’nin önüne bir de hedef koydu. Bugünden itibaren 2015 Seçimleri için hazırlıkların başlayacağını söyledi: -2015 seçimlerinde anayasa yapacak çoğunluk hedefimiz olacaktır. İşte, Yeni Türkiye’nin en büyük sorunu bu.. Mevcut Anayasa, Türkiye’yi taşıyamıyor. Belki bugün değil, ama gelecek dönemlerde tökezletir ve duvara toslatır. Dün gördük, karşımızda son derece güçlü bir Cumhurbaşkanı vardı. Cumhurbaşkanları halk tarafından seçildiği sürece de böyle olacak. Artık, arkasında güçlü halk desteği olan cumhurbaşkanları göreve gelecek. Üstelik, bu cumhurbaşkanlarının önünde ikinci 5 yıllık bir dilim de yer alacak. İlk dönemde halkın karşısına çıkıp yapacaklarını anlatacaklar. Ardından da hesap verecek ve ikinci dönem için oy isteyecekler. 
Ne diyecekler orada?.. “Köşk’te koltuğu güzel doldurdum, basına çok güzel fotoğraf verdim” mi diyecekler? Tabii ki icraatlarını anlatacaklar İcraat yapabilmeleri için de hükümetle uyumlu çalışmak zorundalar. Bugün için ortada hiç bir sıkıntı yok. Güçlü bir uyum var. Peki ya yarın ne olacak? Böyle bir uyumun sağlanamaması halinde eyvah ki ne eyvah. Varın olabilecekleri siz düşünün Ahmet Necdet Sezer ve Bülent Ecevit çekişmesinin bu ülkeye nelere mal olduğu ortada. Peş peşe yaşanan ekonomik krizleri hatırlarsınız. 
Demek ki, geleceği düşünerek, tedbir almak ve gerekli adımları atmak gerekiyor. Anayasa’yı, halk tarafından seçilen güçlü cumhurbaşkanı figürüne uygun bir hale getirmek, yarı başkanlık ya da başkanlık sistemine geçmek zorundayız. Aksi halde, yeniden “çekişmeler dönemi” başlar ve yazık olur bu ülkeye Erdoğan tarafından defalarca “ihanetten” bahsedildi. Sık sık “paralel yapı ile mücadele kararlılığı” vurgulandı. Ak Parti’nin yeni Genel Başkanı ve Başbakan Ahmet Davutoğlu da aynı yönde sinyaller verdi.



Türk Hava Kurumu Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Ünsal BAN:
‘YENİ TÜRKİYE’ ÜRETECEK

Türkiye Cumhuriyeti, tarihinde ilk defa halkın oyuyla Cumhurbaşkanı’nı seçti. Bu adımı nasıl değerlendiriyorsunuz? Türk demokrasisine ve siyasal yaşamına nasıl bir katkı sağlayacağını düşünüyorsunuz?
O’Terleyen’ Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve ‘Terleyen’ Başbakan Ahmet Davutoğlu. Kazanan Ülkemiz ve Milletimiz Olacak. Türkiye ekonomisinde, güçlü, ayakları sağlam bir şekilde yere basan, üretim yapan, istihdam oluşturan ve bunun için sadece batı kesimlerimizin değil tüm Anadolu’nun ekonomik potansiyelini kullanan bir yapı oluşturulacaktır. Sayın Erdoğan’ın cumhurun başında olduğu ve Sayın Davutoğlu’nun Başbakan olduğu yeni dönemde, kazanan ülkemiz ve milletimiz olacaktır.  
Türkiye Gezi Parkı ve 17 Aralık operasyonlarını ‘Sağlam İrade’ ile aştı. Son 12 yılda elde edilen siyasi istikrarın en önemli kazanımlarında biri olan ekonomik güç sayesinde ülkemiz, ortaya çıkabilecek içsel ve dışsal şoklara karşı çok daha dirençli. Ülkemize giren doğrudan ve portföy yatırımlarının seviyeleri dikkate alındığında, aklı başında olan yatırımcıların bu gibi kuruluşların söylemlerine ve raporlarına zerre itibar etmediği görülüyor. Türkiye Tezgahlara Gelmeyecektir. Bütün şer odakları birleşerek ‘ekonomik kriz’ algısı oluşturmaya çalışacaklardır. Türkiye bu tezgâhın farkındadır. ‘İhtiyatı’ asla elden bırakmayacaktır.  
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın öncülüğünde şekillenen ‘Yeni Türkiye’ yaklaşımı hakkındaki ve Türkiye’ye yapacağı katkılar hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?
Ülkesinin hak ettiği yere gelmesini arzu eden herkes elinin taşını altına koyacak. Eğitim ve kültür alanında atılması gereken çok önemli adımlar var. Bu alanlarda, sivil toplum örgütlerimiz ile aydınlarımız da üzerlerine düşeni yapmalı artık. Ve tabii ekonomide ‘Yeni Türkiye’ vizyonuna uygun bir zihniyet dönüşümüne geçmek zorundayız. Yeni Türkiye Üretecek. Artık sanayici; ben montaj yaparım paramı kazanırım demekten, mühendis; ben geliştirilmiş bir ürünü kopyalayıp pazarlarım demekten, akademisyen; ben yapılmış çalışmaların bir benzerini yaparak öneriler sunarım demekten vazgeçecek. ‘Yeni Türkiye’ üretecek. İlk etapta bilgi ve teknoloji üreteceğiz, sonrasında ise enerjide dışa bağımlılığımızı sona erdireceğiz. Ülkemizin önündeki takozları birer birer ortadan kaldıracağız. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun ‘Yeni Türkiye’ yolundaki güçlü mesajları ve kritik süreçlerin neredeyse sorunsuz atlatılmış olması moralleri iyice toparladı. Yeni Kabine’nin de ‘beklentileri ve dengeleri’ karşılayan bir yapı arz etmesi bu olumlu gidişe katkıda bulundu. Yeni Türkiye’nin yeni hedeflerini özetleyelim. Katma değeri yüksek teknolojik mal üretimimizin gerçekleşeceğini, yerli otomobilden helikoptere, uzay mekiğinden uyduya kadar seri üretim yapabileceğimiz, nükleer santrallerle enerji bağımlılığımızın sona ereceği ve bu dönüşüm ile Türkiye’nin 12 yılda 30 milyar dolardan, 150 milyar dolara yükselen ihracatın  500 milyar dolara çıkarılabiliriz.   Yine bu dönüşümle GSYİ hasılanın 2 trilyon dolara ulaşacağı, fert başına gelirin artacağı, milletimizin yaşam kalitesinin yükselerek dünyadaki ilk on ekonomi arasına girebiliriz. Ekonomideki dönüşüm, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ülkenin başında olması sayesinde hiç olmadığı kadar hızlı gerçekleşecek. Ekonomimiz büyüyecek, milletimizin yaşam kalitesi yükselecek. 
Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın balkon konuşması ve akabinde yaptığı değerlendirmelerden yola çıkarak ülkemizin önümüzdeki dönemdeki nasıl bir yönetsel sisteme hazırlandığını düşünüyorsunuz? Bu kapsamda ‘Başkanlık Sistemi’ tartışmalarıyla ilgili görüşleriniz nelerdir?
Bu cumhurbaşkanlığı seçiminin farklı bir anlamı var. Cumhurbaşkanımızı ilk defa bizler seçtik ve o cumhurbaşkanı millet iradesiyle Köşk’e çıkmış bir isim. Çok daha güçlü bir konumda bulunacak. Tam da bu noktada ‘siyasal rejim’ tartışmalarının öne çıkması kaçınılmaz oluyor. Biz bu tartışmalara, çoğu zaman göz ardı edilen ‘siyasal sistem/rejim ile ekonomik performans’ arasındaki ilişkiye dikkat çekerek katkıda bulunmuş olalım. Parlamenter sistemden başkanlık veya yarı başkanlık sistemine geçilmesi halinde Türkiye ekonomisini neler bekler?..Türkiye Cumhuriyeti Devleti kısa sayılabilecek süreçte çok bunalımlı dönemlerden geçti. Türkiye’nin serüvenini incelediğimizde, koalisyon dönemlerinin tamamında büyük kayıplara uğradığımızı, bu istikrarsız yapıların parlamenter sistemin zaafa düşmesine zemin teşkil ettiğini görüyoruz. Bizdeki parlamenter sistem bugün değilse yarın, yarın değilse öbürgün koalisyon hükümeti oluşturur...Bu da yine sancı, yine sıkıntı, yine kesinti demek..Başkanlık ve yarı başkanlık sistemlerinin sık sık gündeme gelmesi de böyle bir endişeden kaynaklanıyor zaten. Başkanlık sistemini parlamenter sistemden ayıran temel özellik, yürütme organının biçimi ve rolü ile ilişkilidir. Başkanlık sisteminde yürütme organı ile yasama organı iç içe geçmemiş olup, bu durum devlet başkanının gerçek anlamda icra gücüne sahip olması anlamına gelmektedir. İcra gücü ile krizlere çok daha hızlı müdahale imkânı sunan başkanlık sisteminde, istikrarsızlıklar daha ortaya çıkmadan engellenebilmektedir. Dahası, başkanlık sisteminde güvensizlik oyuyla hükümet düşürülüp erken seçim yolu açılamamaktadır. Yarı başkanlık sistemi de, hükümet başkanı ve cumhurbaşkanı arasında yürütme yetkilerinin paylaşıldığı, yasama ve yürütmenin işbirliği içinde çalıştığı, kesin kuvvetler ayrılığının olmadığı bir hükümet sistemidir. Bu sistemde de cumhurbaşkanı genel oy ile halk tarafından seçilmekte ve hükümet, Meclis’e karşı sorumlu sayılmaktadır.  Türkiye’de de sistem tıkanmış durumdadır. Başkanlık veya yarı başkanlık sistemi, son 10 yılda sağlanmış olan istikrarlı yapının kalıcı olacağı algısının oluşturulması açısından büyük önem taşımaktadır. Yeni sistem sayesinde, istikrarsızlıklar, ekonomik krizler ve siyasal riskler ile dolu eski sisteme dönme ihtimali büyük ölçüde azalacaktır. Bu durum siyasi riski azaltacak ve ülkemize giren uluslararası yatırımların seviyesinde de ciddi artışlar sağlayacaktır. Yeni sistem kamu harcamalarını da düzene sokacak, bu sayede yatırımlar katma değeri yüksek alanlara kaydırılabilecektir. Sonuç olarak, Türkiye sistem değiştirmek zorundadır. ‘Amerika’yı yeniden keşfetme çabasına gerek yoktur.



Abant İzzet Baysal Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa KARA
YENİ DÖNEMLER FIRSATTIR

Yönetim şekilleri tarihi geçmiş içerisinde incelendiğinde, liderliği kabul görmüş büyük ülkelerin veya imparatorlukların diğer ülkeler üzerinde etkin olduğu gözlenmiştir. Bu ülkelerin üstünlüğünü veya lider olma özelliklerini öne çıkaran nedenler, bu ülkelerin diğerlerinden ekonomik, siyasi, askeri ve kalkınmışlık açısından daha güçlü olmalarıdır.  Bağımlı, geri kalmış ve azgelişmiş topluluk ve ülkelerde; mensubiyet duygusu, güvence, geleceğini garanti edebilme gibi düşüncelerin yaygın olduğu gözlenmektedir. Bazı ülkeler ise hala modern dünyada, bilgi ve bilişimin sınırları zorladığı günümüzde vesayet altındadırlar. Ülke insanlarının ekonomik, sosyal, kültürel yapıları ve eğitim düzeyleri ile sürdürülebilir kalkınmışlık düzeyleri yönetim şekillerine yansımaktadır. 
Türkiye değişime karşı demir atan değil, değişen dünya düzenine adapte olan bir ülke olmak durumundadır. Bu nedenle kültürel alt yapımızı yeniliğe açık çağdaş bir duruma getirmemiz gerekmektedir. Günümüzde kesin olarak bilmemiz gereken, her şeyin değişeceğidir. Değişimi istendik şekle getiren planlı programlı ülkeler kazanacaklardır.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde önemli demokratikleşme aşamalarından bir tanesi de ülkemizde Cumhurbaşkanı’nı aracısız halkın seçmesidir. Daha da önemli olan ise halkın seçtiği Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayip Erdoğan’ın, ülkemizi demokratikleşme aşamasında daha da ileriye taşıması, Dünyada lider ülkeler arasına yerimizi almamızı sağlayacaktır. Bu nedenle Milletimiz inanmış, güvenmiş ve seçmiştir.
Siyasi şokların yoğun bir şekilde yaşandığı günümüzde, ülkemiz üzerindeki etkilerini önceden tahmin edilebilir politikalar geliştirmek gerekir. Halkın Cumhurbaşkanını seçmesi sorumluluk yükleme ve paylaşma açısından önemli olduğuna inanıyorum. Halka inmek, halkı anlamak ve dinlemek birçok sosyal olayın önceden tedbirlerinin alınmasına zemin hazırlayacaktır. Birçok ülkede ve dikta yönetimlerde yöneticiler kendilerini üstün bir statüde, halkı ise farklı bir statüde sınıflandırmaktadırlar.  Bu seçim ülkemizde demokratikleşme açısından önemli bir kazanımdır.
Daha önceki yıllarda liderler politik açıdan, nereye gittiklerini, neler yapmaları gerektiğini ve amaçlarına nasıl ulaşacaklarını bildiklerini sanıyorlar, geçmişteki örnekleri ve düşüncelerine uygun politikaları birebir uyguluyorlardı. Değişimlerin uzun zaman alacağını, siyasi yaşamların bunun için yeterli olmadığını düşünüyorlardı. Günümüzde bu yapı ve düşüncede birçok parti liderinin olduğunu gözlemek mümkündür. Bu düşüncede ki liderler aslında yanılıyorlardı. Çağın ilerisinde plan ve programlar yapmayı bırakın, çağın gereğini bile yerine getiremiyorlardı. Bu liderlerin yönettikleri toplumları kalkındırması ve demokratikleştirmesi mümkün olmadığı gözlenmektedir. Zaman içerisinde başarılı liderler karşısında kaybetmek zorunda kalacaklardır.
Geçmişte kazanımları olan ve toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından kabul görmüş bir yapılanmadan ayrılıp yeni bir yapılanmaya giderken, unutmamamız gerekir ki önümüzde ki dünya yirmi birinci yüzyılın dünyası. Geçmişten tamamen farklı olan bu dünyayı ekonomik, siyasi, toplumsal açılardan ve kuramsal varsayımlarımızla sorgulamamız gerekmektedir. Gelecek planlarımızı ve yol haritamızı defalarca yeniden düşünmemiz gerekmektedir. Bir büyük ülkenin temel taşlarını oluşturan değerler ile ilgili değişimler hiçbir zaman kolay değil ve olmamıştır. Bu tip değişimlerde toplumu bilgilendirdikten sonra, topluma inmekte yarar olduğuna inanıyorum. Yeni dönemlerde yeni yapılanmalara, yeni yönetim örgütlerine, yeni altyapılara gereksinim duyulabilir. Bu konularda yapılanmalar olabilir. Ancak belirsizlikler toplumda her zaman şüphe yaratmış ve kriz ortamı oluşturmuştur.  Bazı liderlerde bu ortamlardan kendilerine fayda yaratmışlardır. Bu örnekler genelde kapalı ve geri kalmış toplumlarda gözlenmektedir.
Yeni dönemler, yapılması planlanan işler ve düşünülen hedefler için önemli fırsatlardır. Bu fırsatları görmek ve topluma fayda yaratacak şekilde uygulamaya koymak liderin önemli özelliklerindendir.  Bu bağlamda Yeni Türkiye demek mi yoksa Türkiye’nin Geleceğini Yeniden Düşünmek ve Yapılandırmak demek mi doğru olur? Bu bağlamda istendik hedefler koyup, gelecekte Ülkeyi daha ileri bir konuma getirecek plan ve programların topluma önemli kazanımlar sağlayacağı gerçektir. 
Unutmamak gerekir ki geleceğin hakimi, yetenekli, eğitimli ve becerili insanlara sahip kalkınmış ülkelerdir. Bu nedenle yeniden yapılanma olacaksa eğitim politikalarının gözden geçirilmesi kaçınılmazdır. Geleceğin süper gücü ve oyun belirleyicileri eğitim, bilgi, teknoloji ve becerisi yüksek olan ülkeler olacaktır.




Necmettin Erbakan Üniversitesi  Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı Prof.Dr. Murat ÇEMREK
SEÇİM SONUÇLARI BAŞKANLIK SİSTEMİNİN HABERCİSİ

Yönetim şekilleri tarihi geçmiş içerisinde incelendiğinde, liderliği kabul görmüş büyük ülkelerin veya imparatorlukların diğer ülkeler üzerinde etkin olduğu gözlenmiştir. Bu ülkelerin üstünlüğünü veya lider olma özelliklerini öne çıkaran nedenler, bu ülkelerin diğerlerinden ekonomik, siyasi, askeri ve kalkınmışlık açısından daha güçlü olmalarıdır.  Bağımlı, geri kalmış ve azgelişmiş topluluk ve ülkelerde; mensubiyet duygusu, güvence, geleceğini garanti edebilme gibi düşüncelerin yaygın olduğu gözlenmektedir. Bazı ülkeler ise hala modern dünyada, bilgi ve bilişimin sınırları zorladığı günümüzde vesayet altındadırlar. Ülke insanlarının ekonomik, sosyal, kültürel yapıları ve eğitim düzeyleri ile sürdürülebilir kalkınmışlık düzeyleri yönetim şekillerine yansımaktadır. 
Türkiye değişime karşı demir atan değil, değişen dünya düzenine adapte olan bir ülke olmak durumundadır. Bu nedenle kültürel alt yapımızı yeniliğe açık çağdaş bir duruma getirmemiz gerekmektedir. Günümüzde kesin olarak bilmemiz gereken, her şeyin değişeceğidir. Değişimi istendik şekle getiren planlı programlı ülkeler kazanacaklardır.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde önemli demokratikleşme aşamalarından bir tanesi de ülkemizde Cumhurbaşkanı’nı aracısız halkın seçmesidir. Daha da önemli olan ise halkın seçtiği Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayip Erdoğan’ın, ülkemizi demokratikleşme aşamasında daha da ileriye taşıması, Dünyada lider ülkeler arasına yerimizi almamızı sağlayacaktır. Bu nedenle Milletimiz inanmış, güvenmiş ve seçmiştir.
Siyasi şokların yoğun bir şekilde yaşandığı günümüzde, ülkemiz üzerindeki etkilerini önceden tahmin edilebilir politikalar geliştirmek gerekir. Halkın Cumhurbaşkanını seçmesi sorumluluk yükleme ve paylaşma açısından önemli olduğuna inanıyorum. Halka inmek, halkı anlamak ve dinlemek birçok sosyal olayın önceden tedbirlerinin alınmasına zemin hazırlayacaktır. Birçok ülkede ve dikta yönetimlerde yöneticiler kendilerini üstün bir statüde, halkı ise farklı bir statüde sınıflandırmaktadırlar.  Bu seçim ülkemizde demokratikleşme açısından önemli bir kazanımdır.
Daha önceki yıllarda liderler politik açıdan, nereye gittiklerini, neler yapmaları gerektiğini ve amaçlarına nasıl ulaşacaklarını bildiklerini sanıyorlar, geçmişteki örnekleri ve düşüncelerine uygun politikaları birebir uyguluyorlardı. Değişimlerin uzun zaman alacağını, siyasi yaşamların bunun için yeterli olmadığını düşünüyorlardı. Günümüzde bu yapı ve düşüncede birçok parti liderinin olduğunu gözlemek mümkündür. Bu düşüncede ki liderler aslında yanılıyorlardı. Çağın ilerisinde plan ve programlar yapmayı bırakın, çağın gereğini bile yerine getiremiyorlardı. Bu liderlerin yönettikleri toplumları kalkındırması ve demokratikleştirmesi mümkün olmadığı gözlenmektedir. Zaman içerisinde başarılı liderler karşısında kaybetmek zorunda kalacaklardır.
Geçmişte kazanımları olan ve toplumun büyük bir çoğunluğu tarafından kabul görmüş bir yapılanmadan ayrılıp yeni bir yapılanmaya giderken, unutmamamız gerekir ki önümüzde ki dünya yirmi birinci yüzyılın dünyası. Geçmişten tamamen farklı olan bu dünyayı ekonomik, siyasi, toplumsal açılardan ve kuramsal varsayımlarımızla sorgulamamız gerekmektedir. Gelecek planlarımızı ve yol haritamızı defalarca yeniden düşünmemiz gerekmektedir. Bir büyük ülkenin temel taşlarını oluşturan değerler ile ilgili değişimler hiçbir zaman kolay değil ve olmamıştır. Bu tip değişimlerde toplumu bilgilendirdikten sonra, topluma inmekte yarar olduğuna inanıyorum. Yeni dönemlerde yeni yapılanmalara, yeni yönetim örgütlerine, yeni altyapılara gereksinim duyulabilir. Bu konularda yapılanmalar olabilir. Ancak belirsizlikler toplumda her zaman şüphe yaratmış ve kriz ortamı oluşturmuştur.  Bazı liderlerde bu ortamlardan kendilerine fayda yaratmışlardır. Bu örnekler genelde kapalı ve geri kalmış toplumlarda gözlenmektedir.
Yeni dönemler, yapılması planlanan işler ve düşünülen hedefler için önemli fırsatlardır. Bu fırsatları görmek ve topluma fayda yaratacak şekilde uygulamaya koymak liderin önemli özelliklerindendir.  Bu bağlamda Yeni Türkiye demek mi yoksa Türkiye’nin Geleceğini Yeniden Düşünmek ve Yapılandırmak demek mi doğru olur? Bu bağlamda istendik hedefler koyup, gelecekte Ülkeyi daha ileri bir konuma getirecek plan ve programların topluma önemli kazanımlar sağlayacağı gerçektir. 
Unutmamak gerekir ki geleceğin hakimi, yetenekli, eğitimli ve becerili insanlara sahip kalkınmış ülkelerdir. Bu nedenle yeniden yapılanma olacaksa eğitim politikalarının gözden geçirilmesi kaçınılmazdır. Geleceğin süper gücü ve oyun belirleyicileri eğitim, bilgi, teknoloji ve becerisi yüksek olan ülkeler olacaktır.


Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç.Dr. Erdinç YAZICI:
SİSTEM DEĞİŞİKLİĞİ DEMOKRATİK BİR HAKTIR


Türkiye’de cumhurbaşkanını halkın seçmesiyle birlikte yeni bir dönem başladı. Bu döneme Cumhurbaşkanlığının kuvvetlendirildiği bir parlamenter rejim olarak bakabiliriz. Türkiye’nin başkanlığa ve yarı başkanlığa geçiyor yorumları abartılı yorumlardır. Cumhurbaşkanı gerekirse anayasadan kaynaklanan yetkilerin tamamını halktan aldığı güçle kullanacak. Anayasada tanımlanan yetkiler yine aynıdır. Bu bakımdan Cumhurbaşkanlığının kuvvetlendirildiği bir parlamenter rejimden bahsetmeliyiz. Doğru olan bu. 
Siyaset tarihimizde, Türkiye’nin başkanlık sistemine, yarı başkanlık sistemine geçmesi gerektiği ya da parlamenter sistemde kalması gerektiğine dair çalışmalar 70’li yılardan itibaren sürüyor. Dolayısıyla meseleye bu boyutla bakıldığında  şöyle değerlendirmek gerekiyor; esas itibariyle demokratik normlara kuvvetler ayrılığına hukukun üstünlüğüne dayalı bir düzen söz konusu olduğunda, demokratik prensiplere uygun bir düzen olması kaydıyla parlamenter sistem de, yarı başkan sistemi de, başkanlık sistemi de demokratiktir. Bazı ülkeler ihtiyaçlarına göre bu modelleri tercih edebilirler. Türkiye kendi siyasi tecrübesi içinde parlamenter sistemi tercih etmiş. Benim şahsi kanaatim odur ki; parlamenter sistemin imkanlarından da yararlanarak pek çok sorun çözüldü; darbeler, müdahaleler, siyasi bunalımlara rağmen. Ama diğer taraftan da 27 Mayıs darbesinin arkasından oluşmuş anayasal düzen ve bu anayasal düzen içerisinde ortaya çıkarılmış yeni anayasal kurumlar, Cumhurbaşkanlığı denetim kurumları koordine eden bir yapı olarak algılanmış ve Türkiye’de ki vesayet demokrasisini halk iktidarını ve millet iradesini manipüle eden araçlar olarak kullanılmıştır. Dolayısıyla dünden bugüne Türkiye siyasetinde parlamento tarafından Cumhurbaşkanı seçilmesi, devlet iktidarını, milli iradeyi dengeleme, kontrol altına alma fonksiyonları üstlenen odakların müdahalelerine açık halde idi. Ama şimdi halkın kendi iradesiyle kendi cumhurbaşkanını seçmesi tercih edilmiştir. Bu değişiklik bir siyasi kriz sonrası ortaya çıkmıştı. Siyasi tarihimize ‘367 krizi’ tabiriyle giren bu sorun, Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanı seçtirilmemesi sonucunda Ak Parti’nin aldığı karar ile anayasa değişikliğine gitmiş ve cumhurbaşkanını halkın seçmesini mümkün kılan bir anayasa değişikliği gerçekleştirmiştir. Dolayısıyla bir krizi çömüştür. Bu sistem Cumhurbaşkanlığı merkezli ve anayasal kurumlar merkezli krizleri ebediyen çözüldü ve vesayet yapısının asıl ağırlık merkezi olarak görülen odakları tarafından, herhangi bir şekilde seçilmiş ya da seçtirilmiş cumhurbaşkanı dönemi böylece kapanmış oldu. Meselenin önemli boyutlarından birisi bu idi. 
Diğer taraftan bunlardan bağımsız olarak Türkiye’nin ihtiyaçları bakımından parlamenter rejimi, başkanlık sistemini, yarı başkanlık sistemini Türkiye’nin özgün koşullarında tartışabiliriz. Ak Parti Türkiye için uygun bir model olarak başkanlık sistemini öneriyor. 70’li yıllardan başlayarak Türkiye’nin sağ siyasetinde başkanlık sisteminin önerilmesi yeni değildir. Daha önce Demirel, Özal, Erbakan ve Türkeş önermiştir. Böyle bir Türkiye’nin siyasal kültür  geleneğiyle başkanlık sistemi arasında paralellik kuran pek çok yaklaşım söz konusu olmuştur. Dolayısıyla bu çerçeve içerisinde bu siyasi müktesebat yeni Türkiye’nin ve dünyanın ihtiyaçları içerisinde Ak Parti de böyle bir değişikliği Türkiye’ ye önermektedir. Ve 2015 seçiminden sonra eğer yeterli gücü oluşturursa parlamento içinden anayasayı değiştirebilecek gücü, başkanlık sistemini Türkiye’ye getirmek istemektir. Muhalefet partileri buna itiraz etmektedirler. Parlamenter sistemin Türkiye için daha uygun olduğunu söylemektedirler. Bu doğal bir tartışmayı, doğal bir ayırımı gözler önüne sermektedir. Ak Partinin ne kadar başkanlık sistemini önermesine ve savunmasına meşru ise muhalefetin de parlamenter sistemi savunması Türkiye için geçerli bir siyasi model olarak görmesi meşrudur ve kendince haklı gerekçelere sahiptir. 
Başbakanımızın da, seçilmiş yeni Cumhurbaşkanımızın da gerek seçimlerden önce gerek seçimlerden sonra taahhütleri vardır. Sayın Erdoğan’ın başkanlık sistemini arzu ettiğini, kendi tercihinin başkanlık sistemi olduğunu ancak şu anda anayasanın Cumhurbaşkanlığı’na sunduğu imkanlar ve yetkiler çerçevesinde cumhurbaşkanlığı yapacağını söylemiştir. Dolayısıyla fiili bir başkanlık veya yarı başkanlık sistemine geçildiğine dair iddialar bugün için mesnetten yoksundur.


 





Parlametre
Serbest Kürsü

Anket

Türkiye'nin Dış Politikasını Olumlu Seyirde Güçlendirecek Ana Unsur Nedir ?
Yankı Dostluk Platformu
  • Facebook'ta Yankı Dergisi
  • Twitter'da Yankı Dergisi
  • Youtube'ta Yankı Dergisi