Yankı'nın Son Sayısı >NANOTEKNOLOJİ İLE GELECEĞİ YAKALAYACAĞIZ

Çankaya Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ziya Burhanettin Güvenç ile Yankı Dergisi olarak görüştük. Rektör hocamız dergimize, Duvarsız Üniversite’nin ne demek olduğunu, ülkemizi geleceğe taşıyacak “Nuh’un Gemisi” projelerini ve teknolojik gelişmeler karşısında bizi bekleyen büyük tehlikeden nasıl kurtulabileceğimizi anlattı.


    Okurlarımız için sizi kısaca tanıyabilir miyiz? Prof. Dr. Ziya Burhanettin Güvenç kimdir?
    1959 Ankara doğumluyum. İlkokul, ortaokul, lise ve üniversiteyi Ankara’da okudum. Amerika’da Milli Eğitim Bakanlığı’nın devlet bursuyla 1989 yılında Fizik alanında doktora çalışmamı tamamladım. 3 yıldan fazla süre Amerika’da çalıştıktan sonra Türkiye’ye döndüm. Kısa bir süre Türkiye’de kaldım ve tekrar Amerika’ya döndüm. 2 yıl Amerika’da çalıştıktan sonra Türkiye’ye tekrar döndüm. Türkiye Amerika gidiş gelişlerinde hep ailemle birlikteydim. Büyük kızım ilkokulu Amerika’da okuduğu için Türkiye’ye dönünce burada çok sıkıntı çekti. Kızımın ilkokulu orada tamamlaması için birlikte tekrar Amerika’ya döndük ve okulunu bitirene kadar orada kaldık. 1997 yılında Doçent olarak Çankaya Üniversitesi’ndeki çalışmalarıma başladım. 8 yıldır da Çankaya Üniversitesi’nin Rektörüyüm. Çalışma alanı olarak nanoteknolojiye ağırlık verdim. Nanoteknolojinin önemi konusunda farkındalık yaratmak için Türkiye’de çeşitli seminerler verdim.

   Çankaya Üniversitesi’nin Rektörü olarak üniversiteniz hakkında bize bilgi verebilir misiniz?
   Üniversitemiz Sıtkı Alp Eğitim Vakfı tarafından kuruldu. Sıtkı Bey, Ankara’da ilk dershane kuran kişilerden biridir. Üniversite, kurulduğu ilk 5 yıl içerisinde 13 bölüme sahipti. Şu an yüksek lisans programlarının sayısı 6’ya ulaşmış durumda. Rektör olduğum dönemde kampüsümüz, Balgat kampüsündeydi ve yaklaşık 250 kadar yüksek lisans öğrencimiz, 13 bölümümüz ve toplamda 3000 kadar öğrencimiz vardı. 2007’de rektör olarak göreve başladığım dönemde okulumuza yeni bölümler ve kampüsler oluşturmak için bulunduğumuz arazinin 160 dönümünü satın aldık ve 2012 yılında kampüsümüzün inşasını tamamladık. Ağustos ayının sonuna kadar taşınmamızı tamamladık ve Eylül ayında da yeni kampüsümüzde eğitim öğretim hayatına başladık. 

    YENİ KAMPÜS, YENİ PROGRAMLAR
Yeni kampüsümüze 10 yeni bölüm kazandırdık. Yeni açılan bölümlerimizin alt yapılarının tamamlanması, laboratuvar ihtiyaçlarının giderilmesi sürecinde yoğun mesai harcadık. Balgat kampüsündeyken doktora programımız yoktu. Yeni kampüsümüzle birlikte üniversitemizin 6 tane doktora programı oldu. Yüksek lisans sayımız 15’i buldu. Mevcut 5 araştırma merkezimize, 6 yeni araştırma merkezi daha açtık. Yeni açılan araştırma merkezlerimiz; girişimcilik ve yenilikçilik merkezi, kümelenme mükemmeliyet merkezi, şehir ve bölge planlaması araştırma merkezi, teknoloji transfer ofisi araştırma ve uygulama merkezi, teknoloji merkezi ile kuluçka merkezi. Kuluçka merkezimizi Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımızın verdiği tekno gelişim proje desteğiyle oluşturduk. Hocalarımızın ve öğrencilerimizin kurduğu şirketler ve projeler de kuluçka merkezimizi oluşturuyor. Telefon hariç bütün giderlerini üniversite olarak karşılıyor, onlardan kira, elektrik, su ve internet maliyeti ya da alt yapı ücreti almıyoruz. Üniversite olarak, hocalarımız ve öğrencilerimizden tek beklentimiz, katma değeri yüksek ürünler ortaya koymaları ve ihracatımızın artarak cari açığımızın kapanmasıdır. Üniversitemizin Balgat kampüsü günden güne teknoloji ve kuluçka merkezine dönüştü. Bunun devamında Teknopark kurmayı hedefliyoruz. 

   SINIRLARIN DIŞINA ÇIKMAK BAŞARI GETİRİR
   Çankaya Üniversitesi için Duvarsız Üniversite derler. Duvarsız Üniversite kavramını bize açıklar mısınız?
Biz çocuklarımızı sadece eğitmekle sınırlı kalamayız. Gerçek hayatta karşılaşacakları sorunlarla nasıl başa çıkmaları gerektiğini, gerçekleştirdiğimiz projelere onları dâhil ederek bu mücadeleyi öğretmeye çalışıyoruz. Onlara okul bitmeden sorumluluklar yükleyerek iş hayatına erkenden müdahil olmalarını sağlıyoruz. Mezuniyet projelerinin çok faydasını gördük. Öğrencilerimiz son sınıfa geldiğinde onları bir işletmenin sorumluluğuyla yüzleştiriyoruz. Proje kapsamında o işletmeye haftanın belirli günlerinde gidiyor, sorumluluğunu alıyor ve sorunlarıyla ilgileniyor. Böylece mezun olmadan çok değerli bir bilgi birikimine sahip oluyor. Zaman zaman da görüyoruz ki o işletme sahibi projede çalışan çocukları işe alıyor. Çünkü işletmenin sahibi kendisi o problemi ya çözemiyor, ya farkına varmamış ya da farkına varsa bile karşılaşacağı tehlikenin boyutunu göremiyor. KOBİ’lerin, işletmelerin büyük çoğunluğunun eğitim düzeyi ya ilkokul ya da ortaokul. Eğitim düzeyi düşük bir KOBİ denizinden bahsediyoruz. Bu denizde ikinci nesil KOBİ’ler daha eğitimli, aralarında üniversite mezunu olanlar bile çıkıyor. Bu insanların üniversitelere gelmelerini beklemek doğru değil. Bu sebeple bizler onların ayaklarına giderek nasıl yardımcı olabileceğimizi anlatmaya başladık ve bu süre içerisinde 260 kadar proje gerçekleştirdik. Yüzlerce öğrencimiz sahada çalışarak eğitimlerini tamamladılar. Bu projeler içinde yer alan tesisler üniversitemizin açık hava laboratuarı olmuş, eğitimimizin bir parçası haline gelmiştir. O insanlar bize güveniyor, sorunlarını paylaşıyor, tesislerini açıyor, işyerinin teknik kadrosuyla sorunlarını çözmeye çalışıyorlar.10 milyar dolarlık tesisler şu an Ankara’da bizim laboratuvarımız oldu. O yüzden bize “Duvarsız Üniversite” derler. Biz üniversitemizin kendi duvarlarını aşarak dışarıda eğitim veriyoruz. Sınırlarımız buradaki suni duvarlarla sabitlenmiş değildir. Ankara’nın her ilçesinde dost olduğumuz işletmelerimiz var ve kapıları bize her zaman açıktır. Üniversitemizin kazancı da budur. Üniversitemiz, boyumuzu aşan, hiçbir zaman kuramayacağımız yüksek maliyetli laboratuvarlara, tesislere bu şekilde sahip oldu. 

    GELİŞEN TEKNOLOJİYİ YAKALAMALIYIZ
     Hocam, Nanoteknoloji nedir ve neden bu kadar önemlidir? Biraz açıklayabilir misiniz?
Nanoteknoloji en kısa tabiriyle maddeyi atomik ve moleküler seviyede kontrol etme bilimidir. 
2007’den bu yana nanoteknolojinin her alanda hayatımızdaki yerini, nanoteknolojiye sahip olanların elinde her türlü fırsat olacağını, sahip olmayanların ise başına gelecek felaketleri anlatıyorum. Ülkemizde KOBİ’lerin bu teknolojiden ne kadar uzak olduklarını ve bu teknolojiye kendi başlarına ulaşmalarının mümkün olmadığını gördüm. Ülkemizdeki KOBİ’ler 2013 yılına gelmemize rağmen halen talaşlı imalat teknolojisinin ötesine geçememişler. İş makineleri, temiz enerji, medikal, savunma sanayi hangi sektör olursa olsun bunların tamamı talaşlı imalat yapıyor. Kendimize özgü tasarım yaratma konusunda da çok sıkıntılarımız var. Burada esas önemli olan konu talaşlı imalattan talaşsız imalata geçebilmektir. Talaşlı imalat yaparken mutlaka fire oluyor. Üretim tekniği ne kadar geriyse verilen fire de o kadar fazla. Talaşlı imalatı şöyle örnekleyebilirim, bir odunu keserken mutlaka talaş üretirsiniz. Amaç orada odunu kesmektir ama testerenin kalınlığı kadar kısım kaybolup gider. Eğer testerenizi daha ince ama daha sağlam malzemeden yaparsanız o zaman kayıp azalır. Talaşsız imalat dediğimiz olay yüksek teknolojiyle gerçekleşebilir. Talaşsız imalat, israfın sıfır noktasına indiği bir üretim demektir. Sanayimizin sahip olduğu üretim hassasiyeti ortalama olarak bir mikron bile değil. Yaptığımız üretimin hassasiyeti üretimin hata payının sınırını belirler. Nanoteknoloji dediğimiz zaman bu hassasiyet şu anda var olanın 10 bin hatta 50 bin defa daha hassas olmasını gerektiren bir teknoloji. Bunun için de farklı altyapılara ve insan kaynaklarının kalitesinin artırılmasına ihtiyaç var. Bu yüksek teknolojide çırak kavramı, üniversite mezunu mühendise denk geliyor. Ama bugün Ostim veya İvedik Organize Sanayi’ye bakarsanız bilimsel anlamda donanımsız kişiler çıraklık yapmaktadır. 

   ÇOCUKLARIN ŞİRKETLERİ KURTARMASINI BEKLEMEK KENDİNİZİ KANDIRMAKTIR
    Hassasiyet gerektirmeyen alanlardaki çıraklar ilkokul veya ortaokul mezunu olabiliyor. Yüksek teknolojide operatörler de, teknisyenler de teknik personel de mühendis olmak zorunda. Yoğun bir üretim sistemine geçildiği için çok fazla bilgi birikimi gerekiyor. Yapılan işin kalitesine göre eğitim kalitesi de artmalıdır. Bu tür personel çalıştıran KOBİ’lere “siz kendinizi ya da ülkeyi kurtaracağınızı zannediyorsunuz ama yanılıyorsunuz” dedim. Çocuk yaşta işçi çalıştırılmasına çok karşı çıkıyorum. O çocuğun çocukluğunu yaşaması ve eğitimini tamamlayarak daha donanımlı bilgilerle donatılması gerekirken, onların şirketleri kurtarmasını bekliyorsunuz. Bu çocuklar önce kendisini kurtarmalı ki sonra kendilerine ve etrafına hayırlı şeyler yapabilsinler. Bu gerçeği KOBİ’lerin önüne koymakla onları düşünmeye sevk ediyoruz ve arayışa girmelerini istiyoruz. 

   KOBİ TEDAVİ PROJELERİYLE ÜRETİCİLERİMİZE FAYDA SAĞLAMAK İSTİYORUZ
    Peki, mevcut durumdan yani talaşlı imalattan talaşsız imalata nasıl geçebiliriz derseniz bununla ilgili, üniversiteler olarak bu geçiş yolculuğunda KOBİ’lere katkı yapabileceğimizi düşünüyorum. Üniversitemizde bitirme projesi adı altında çok sayıdaki bölümümüzün müfredatında zorunlu derslerimiz var. Bu bölümleri okuyan öğrencilerimiz mezun olmadan önde zorunlu projeler yapmak durumundalar. Bu emeklerin yarara dönüşmesi için Sanayi Bölgelerine gidip işletme sahiplerinin sorunları ve beklentileri neyse bunu okulumuza taşıdık. Her isteğe ve soruna göre takımlarımızı kurduk ve o takımlar hocalarımızla birlikte firmamız için projenin zorluğuna göre 9 ay boyunca çalıştılar. Bu çalışmanın karşılığında maddi hiçbir beklentide olmadık. Bu tür KOBİ’lere yönelik sorun çözme çalışmalarımız 2007’den bu yana devam ediyor. Yaklaşık 260 kadar fabrikaya, kuruma, çeşitli işletmelere ve üretim tesislerine yardım ettik. Bu yaptığımız işe, KOBİ Tedavi Projeleri adını verdik. Bu projeler, onların şu an sahip olduğu sorunların tedavi edilmesi ve ıslahına yönelik çalışmalar. Firmalarımız yaptıklarını iyi yapar hale gelsin, daha rekabetçi fiyatlar ortaya koyabilsin, daha verimli olsun, fireleri azalsın, ürün kaliteleri artsın istedik. Bu tasarruflarla onlara ne kadar faydalı olabiliriz diye düşünerek kısa sürede bu KOBİ Tedavi Projelerini hayata geçirdik. Bu projeler sayesinde gelecekte yüzleşecekleri nanoteknoloji dalgası için hazırlanmalarını istedik. 
   
   TEKNOLOJİDE DÖNÜŞÜM TRENİNİ KAÇIRMAMALIYIZ
    Şirketlerin tek başına geleceğin teknolojisine altyapı hazırlaması ve buna yönelik yatırımlar yapması çok zor. Bunun için milyonlarca doların yanı sıra çırağın bile üniversite mezunu olması, master ve doktora yapmış kişilerin çalıştırılması gerekiyor. Bu gerçekleri masaya koyup düşünürsek, önümüzde 30 yıl gibi bir süre var. Bu süre içerisinde nanoteknoloji üretim, talaşlı imalatı yok edecek. 30 yılda bu değişim tüm sektörleri etkileyecek, çok fonksiyonlu, çok daha hafif, kaliteli, az enerji harcayan, depolanmış enerjiyle uzun süre çalışan birçok cihaz ortaya çıkacak. Nanoteknolojinin sağlıktaki uygulamalara girmesi 50 yılı bulacaktır. Çünkü sağlık konusu hassasiyet gerektiriyor. Fakat makine, kimya ve çevreyle ilgili sanayilerin tamamında büyük bir üretim devrimi ve teknoloji dönüşümü yaşanacak. Nanoteknolojinin, lokomotif olduğu dönüşüm trenini kaçırırsak o üretimi yapamayan birçok firma dükkân kapatmak zorunda kalacak. Şirketlerin yüzde 98’i KOBİ olan ülkemizde herkes bu kaçınılmaz gerçekle yüzleşmek zorunda. Peki, ne yapmalıyız? Buna bir çözüm önerisi olarak kümelenme modelini sunduk. Kümelenme dediğimiz model, yerel kalkınmayı sağlamak amaçlıdır. İlgili sektördeki KOBİ’lerin bir araya gelerek, onlardan, gelecekte var olabilmek için birlikte hareket edebilme kültürüne sahip olmalarını istiyoruz. Biz KOBİ’lerimizin yok olmasını istemiyoruz. Her yıl Türkiye’ye 10 milyar dolarlık cep telefonu giriyor. Cep telefonlarına bakarsak gelişen fonksiyonlarının, modelinin, boyutunun, işlevinin, işlemci kapasitelerinin, yazılımlarının ne kadar hızlı değiştiğini görebiliriz. Aynı şekilde televizyonlar, hızlı trenler, savunma sanayisinde kullanılan makinelere bakarsak, bu değişimi onlarda da görebiliriz. Son teknolojiye dair yerli üretimimiz hiç yok. Savunma sanayisinde yerli üretimin payı artış gösterse de çok gelişmiş savunma sistemlerini ithal ediyoruz. Teknolojik gelişmeler anlamında zaman bizim aleyhimize işliyor. Çünkü bizim imalatımız talaşlı imalat ve bu konuda çok gerideyiz. Peki, çok sayıda üniversitemizin varlığına rağmen bu kapasiteye neden ulaşamıyoruz? İşte bu noktada devlet politikaları ön plana çıkıyor. Nanoteknoloji gibi bir ileri teknolojinin üretim alanlarında kullanılması için devletin topyekûn bu alana odaklanması ve desteklemesi gerekiyor. Kendi başlarına Sincan veya Ostim OSB’lerinin bu ileri teknolojiye sahip olması ya da bunun için altyapı oluşturabilmesi mümkün değildir. Bu teknoloji için çok ciddi yatırımlar yapılmalı. Önce insan yetiştireceğiz sonra ileri teknolojide ürünler üretebileceğiz. Bir insanın yetişmesinin en az 30 yıl sürdüğünü düşünürsek bu proje için şimdiden çalışmalara başlamamız lazım. Çin, Avrupa, Amerika, Japonya, Hindistan, Güney Kore ve daha birçok ülkenin teknolojisi bu tufanın büyük bir parçası oluyor. Aslında tufan batıdan, doğudan her yönden sarmış durumda ama hala farkında değiliz. Bu çalışmalara 2030 yıl önce başlamış olmamız gerekiyordu. Donanımlı insanın yetiştirilmesi çok ciddi yatırım ve iyi planlama gerektiriyor. İnsanımızı yurt dışına eğitim için gönderiyorsak döndüğünde ona faydalı olacağı alanı da hazırlamalıyız. Yurt dışına gidenler o yüzden geri dönmüyor. Çünkü uygulama yapabilecekleri bir alan yok. Gitmeyenlerin de ya bilgisi, becerisi köreliyor ya da alan değiştiriyor. Devletimizin gelecekte de var olması için nanoteknolojiye ve kümelenme modeline en önemli proje olarak bakılması gerekiyor. 

    TEKNOLOJİ TUFANINDA YOK OLMAKTAN NUH’UN GEMİSİYLE KURTULACAĞIZ
     Hocam peki kümelenme modelini biraz anlatır mısınız? Bu model nasıl bir oluşum?
Kümelenme modelinde bütün sektörler kendi içerisinde kümelenecek, insan güç birliği yapacak, iş ahlakı olacak, birbirine güvenecek, hırsızlık korkusu yaşamadan deneyimini paylaşacak. Bu şekilde sektörler kümelenirse, bu kümelere destek olan üniversitelerle birlikte devlet de, uygun projelerine finans kaynağı sağlayarak ortak faydaya hizmet edecek. Kümelenme modeline “Nuh’un Gemisi” adını verdik. Nuh’un Gemisini devletimiz, KOBİ’lerimiz ve üniversitelerimizle birlikte inşa etmeliyiz. Hep birlikte 21. yüzyılın Nuh’un Gemisini inşa edebilirsek bu gemi bizi teknoloji tufanında yok olmaktan koruyacak. Yalnız yol almanın şartı da iş ahlakıdır, dürüstlüktür, helal kazanıp helal yemektir. Aksi takdirde siz bu modeli kurgular, yazar, çizersiniz ama firmalarınız birbirine güvenmiyor, bir araya gelip iş yapmıyorsa Nuh’un Gemisi hiçbir yere gidemez ve bizi de bir yere götüremez. Bu sadece bizimle ilişkili değil. Amerikan borsasındaki şirketler de dâhil olmak üzere kendini dönüştüremeyen, adapte edemeyen şirketlerin hepsi kapanacak, el değiştirecek ya da parçalanacak. Bunu 30 yıl sonra hep birlikte göreceğiz. Çok geç kalmadan insanların ve işletmelerin birbirine güvenip, eski dargınlıkları bir kenara bırakıp ortak bir gelecek için birlikte başarmanın gayreti içerisinde olmaları gerekiyor. 

    YENİ NESLİ EĞİTMEK VE GELECEĞE HAZIRLAMAK BİZİM SORUMLULUĞUMUZ
     Bize emanet edilen yeni nesli eğitmek nasıl bizim sorumluluğumuz ve görevimizse Nuh’un Gemisi’nin inşası da bizim birinci derecede sorumluluğumuz ve görevimizdir. 7 yıldır sabırla bunun inşası için çalışıyoruz. Şu an 6 tane Nuh’un Gemisi inşasına başladık. İlk Nuh’un Gemisi iş ve inşaat makinelerin dönüşümüyle ilgilidir. İlk gemimizin içinde yüzün üzerinde firmamız var. Bunun gibi 6 sektörde daha küme yapısı oluşmaya başladık. Henüz firmalar arasında birbirine güveni tesis edemediğimiz için gemilerde bir kıpırdanma yok. Maalesef bu konuda sıkıntılıyız. Zamanla bunu da aşıp gemilerimizi yürüteceğimize inanıyorum. 

    Son olarak Yankı Dergisi aracılığıyla okurlarımıza neler söylemek istersiniz?
    Biz, duvarları olmayan bir üniversiteyiz ve bunu da yaptıklarımızla ortaya koyduk. Sahaya inmeyen öğrencimize diploma vermiyoruz. Öğrencilerimiz mutlak surette sahaya inecek, gerçek sorunlarla yüzleşecek ve okulumuzdan mezun olmayı hak edecek. Çünkü onun geleceğini o saha çalışması kurtaracak. Üniversitemize gelenlere her zaman şunu söylerim; burada hayalleriniz gerçekleşir. 10 yıl yatıp yuvarlanacağım diyenlerin de, 3 dil öğrenmek istiyorum diyenlerin de hayalleri gerçekleşir. Üniversitemiz, öğrencimiz ne kadar talep ederse o kadarını alabileceği bir kurumdur. Öğrencilerimiz okulumuzda hocalarına, bölüm başkanlarına, dekanlara ve rektöre çok rahat ulaşır. Herhangi bir nedenle zor durumda kalmış ya da mağdur olmuş öğrencimiz varsa o anda bana mail ya da tweet atar ve bende hepsinin üzerinde durur, ilgili arkadaşlara gönderir ve takip ederim. Öğrencilerimizden istediğimiz, bilgi anlamında talepkar olsunlar ve bizi zorlasınlar. 





Parlametre
Serbest Kürsü

Anket

Türkiye'nin Dış Politikasını Olumlu Seyirde Güçlendirecek Ana Unsur Nedir ?
Yankı Dostluk Platformu
  • Facebook'ta Yankı Dergisi
  • Twitter'da Yankı Dergisi
  • Youtube'ta Yankı Dergisi