YAVUZ KAYA                                                              ykaya@yanki.com.trYAVUZ KAYA ykaya@yanki.com.tr


AFFET BİZİ SREBRENİTSA

İnsanlığın kanayan yarası, kapanmayacak utancı Srebrenitsa.
II. Dünya Savaşının bitiminden yarım asır sonra, bir daha savaşlar olmasın diye barışın 50. yılını kutlarken, B.M. “Barış Gücü”nün koruduğu “Güvenli Bölge”de, katliamla tanıştı Srebrenitsa.
Ne hazindir ki, B.M.Genel Sekreteri Butros Gali de, “barışa yaptığı katkılardan ötürü” aynı günlerde ödül almaktaydı.
Sadece üç günde 10 bini aşkın insanın katledildiği Srebrenitsa’da,1993’te BM askerlerine tercümanlık yapmak için NATO bünyesinde işe başlayan ve üç yıl B.M ile çalışan Hasan Nuhanoviç anlatıyor: Srebrenitsa’da BM askerleriyle birlikte çalıştım. NATO için çalıştığım 3 yıl boyunca bütün olaylara şahit oldum. Yugoslavya iç savaşının başladığı 1992’den itibaren kademeli olarak katliamların yapıldığını, fakat toplu ölümler olmadığı için dikkat çekmediğini söylüyor. Görevim sırasında Sırp askerleriyle, BM askerleri arasındaki pazarlık ve işbirliğine şahit oldum. Bosna’da katliam sadece Srebrenitsa ile sınırlı değildi diyor.
En büyük katliamın 11-12 Temmuz 1995’te yaşandığını dile getiren Nuhanoviç, dünyanın üç günde 10 bine yakın insanın katledilmesine inanmak istemediğini, fakat Srebrenitsa’da tarihin gördüğü en büyük katliamın yaşandığını söylüyor.  “Şehri ele geçiren Sırp askerleri, bir merkezde topladıkları kadın ve erkekleri önce ayırdı. Sonra erkekleri dışarı çıkardılar. Bir kısmını hemen orada öldürdüler bir kısmını da ormana doğru götürdüler. Kadınların otobüs ve kamyonlara doğru koşmasını istediler. Yaşananlar tam anlamıyla trajediydi.”   Nuhanoviç, Hollanda askerlerinin olanları izlediğini, hatta bazılarının Sırp’lara yardım ettiğini ileri sürüyor. “Boşnakları korumakla sorumlu Hollanda askerleri Sırp Çetniklerden emir alıyordu. Sırpların bir kısmı BM üniforması giymişti. 13 Temmuz’da içinde kardeşimin de olduğu 5 bine yakın Boşnak’ı toplama merkezinden çıkardılar. Merkezin önünde erkekleri öldürdüler. Aynı gün, aynı yerde hem annemi hem kardeşimi öldürdüler. Hollanda askerlerinin Boşnaklara yaptığı en büyük kötülük, olup bitenleri gizlemeleriydi. Dünya, burada ne olduğunu uzun süre öğrenemedi.” Hasan Nuhanoviç’e göre, Potaçari’de katliamlar yaşanırken şehirde BM ve Hollanda bayrakları dalgalanıyordu.
Bosna’da binlerce kayıp yakınının gözü yıllardır bütün mesaisini kayıp kişileri bulmaya harcayan, Bosna Hersek Kayıplar Komisyonu Başkanı olan Amur Marşoviç’in üzerinde. Onun verdiği bilgilere göre; savaş sırasında 27 bin 734 kişi kayboldu. Bunların yüzde 92’si Boşnak, yüzde 6’sı Bosna Sırpı ve yüzde 1,7’si Bosna Hırvatlarından. Kayıplar arasında bir de Şaban Hüseyinov adlı bir Makedon Türkü var. Bu kayıpların yüzde 13’ü bayan. Tüm kayıpların yüzde 90’ı sivil. Amur Marşoviç’e göre, bu veriler yapılanın planlı bir imha çalışması olduğunu ortaya koyuyor. “366 toplu mezar tespit ettik. Hepsi de Sırp bölgesinden. Crni mezarlığından 629 kişi çıkardık. Çançari’den 506 kişi... Bugüne kadar tahminen 20 bin kişinin cesedine ulaştık. Tahminen diyorum çünkü bir kişiye ait ceset 30 kilometre çapında üç farklı mezarda çıktı. Üstelik birkaç kez yer değiştiren cesetlere de rastladık. İş makineleriyle parçalanmış kemikler bulduk. Böyle bir caniliği Naziler bile yapmamıştı.”
Yaptıkları çalışmalar sayesinde cesedi bulunan 20 bin kişiden 13 bininin kimliğini tespit ettiklerini, halen 6 bin 500 kişinin de cesetlerinin kimlik tespiti için laboratuarlarda beklediğini; fakat asıl zorluğu DNA örneği alacak hiçbir yakını kalmayan kişilerin kimlik tespitinde yaşadıklarını söylüyor. Marşoviç’e göre, yaklaşık 4 bin kişinin kimliği asla bilinemeyecek: “İki tür kemikten kimlik belirleyemeyeceğiz. Birincisi Zvornik yakınlarında bulduğumuz bir toplu mezardaki kemikler. Bunlar gömüldükten sonra üzerine kezzap dökülüp eritilmişler. İkincisi ise DNA örneği alacak bir tek ferdi bile kalmayan aileler. Yaşayan hiçbir ferdi kalmayan ailelere ait kemiklerden kimlik tespiti yapamayacağız.”
Bosna’da bulunan büyükelçilere toplu mezarları tek tek gezdirdiğini, çalışmalarını rapor halinde hepsine sunduğunu, yapılanın planlı bir soykırımı olduğunu her platformda anlattığını; fakat Batı dünyasının katliama göz yumduğu gibi gerçeği kabul etmeye de yanaşmadığını söyleyen Marşoviç, “Her gün binlerce insan ‘Acaba oğlum, eşim, babam bulunacak mı?’ diye güne başlıyor. Yaşananlar delilleriyle ortada. Ama kimse katliam ve Srebrenitsa kelimelerini yan yana getirmeye yanaşmıyor. Bizi en çok bu yaralıyor. Tekrar birlikte yaşayacak isek bunun yolu katliamın kabulünden geçer.” diyor.
Marşoviç’e göre, Srebrenitsa konusunda bir başka çelişki ise şöyle: “Ermeni katliamı diye Türkiye’yi köşeye sıkıştırıyorlar. Oysa olayı tarihçiler değil parlamentolar tartışıyor. Tamamen siyasi kararlar alınıyor. Oysa Srebrenitsa katliamı yakın zaman önceydi ve bütün şahitleri daha burada. Srebrenitsa’yı tarihe gömmek ve örtbas etmek istiyorlar.”
Affet bizi Srebrenitsa
Topraklarının her yeri, hala mezarını bekleyen güzel insanlarının parçalarıyla dolu.
Bu ülkede ölenlerin yakınları, Birleşmiş Milletler’e dava bile açamadılar, açtırmadılar
Katillere şirin görünmek adına, vahşetin parçası olan Hollanda’nın Lahey’inde kurdular Adalet Divanı’nı.
Ve hala oradan adalet yolladıklarını iddia ediyorlar insanlıktan nasibini alamayanlar.
Ve hem de, bütün dünyanın gözleri önünde…
Affet bizi Srebrenitsa
Affet bizi ki; bu utanca rağmen bile, insanlık onurunun, iyiliğin, adaletin üstün olacağına olan inancımız eksilmesin.
Gelecek sayıda buluşuncaya kadar esenlikler diliyorum.
 


17.07.2014

Parlametre
Serbest Kürsü

Anket

Türkiye'nin Dış Politikasını Olumlu Seyirde Güçlendirecek Ana Unsur Nedir ?
Yankı Dostluk Platformu
  • Facebook'ta Yankı Dergisi
  • Twitter'da Yankı Dergisi
  • Youtube'ta Yankı Dergisi