Prof. Dr. HAYDAR ÇAKMAK        hycakmak@gmail.comProf. Dr. HAYDAR ÇAKMAK hycakmak@gmail.com


KYOTO PROTOKOLÜ

Birleşmiş Milletler iklim değişikliği çerçeve sözleşmesi içinde Küresel Isınma ve İklim Değişikliği sorununa çare bulmak amacıyla 11 Aralık 1997 tarihinde Birleşmiş Milletlerin organizasyonu ile Japonya’nın İmparatorluk başkenti KYOTO kentinde imzalanmıştır. Bu uluslararası anlaşmanın yürürlüğe girme şartına ancak 16 Şubat 2005’de ulaşılmış ve bu tarihte yürürlüğe girmiştir. Yürürlüğe girme koşulları, anlaşmayı en az 55 ülkenin imza etmesi ve katılımcı ülkelerin dünya sera gazı salınımlarının yüzde 55’i bulmasıdır. Bu koşullardan ilki 23 Mayıs 2002’de İzlanda’nın Kyoto Protokoluna dahil olmasıyla sağlanmıştır. İkinci şartı ise 18 Kasım 2004’te Rusya’nın üye olması ile yerine getirilmiştir. Kyoto sözleşmesi de öngörüldüğü gibi 90 gün sonra yani 16 Şubat 2005’de yürürlüğe girmiştir. Türkiye 5 Şubat 2009‘da Türkiye Büyük Millet Meclisinde çıkarttığı bir kanun ile KYOTO sözleşmesine 179’uncu üye olmuştur. Kyoto sözleşmesinin ana hedefi 1990 yılı sera gazı salınımları ölçü alınarak taraf ülkelerin bu gaz oranından yüzde 5.2 daha azaltmaları zorunluluğu vardır. Dünya’yı en fazla kirleten ülkeler en fazla kalkınmış ülkelerdir. Bunların başında Amerika Birleşik Devletleri gelmektedir, nitekim Kyoto Protokolünü de imzalamamıştır. Kyoto Protokolünde taraf olan ülkeler iki kategoride değerlendirilmektedir. EK-1 ülkeleri sera gazı salınım oranları yüksek olan ülkelerdir. Örneğin Avrupa Birliği ortalaması yüzde 26.5, Rusya yüzde 8, Çin yüzde 7.6, ABD yüzde 29.3, Türkiye ise kıyaslanmayacak kadar düşüktür binde dört oranındadır. Türkiye Kyoto Protokolünü imza etmekle hem Avrupa Birliğinin koşullarından birini yerine getirmiş oluyor hem de küresel sorumluluğunu ve başta insanlar olmak üzere tüm canlılara karşı sorumluluğunu da yerine getirmiş olmaktadır.

Bu gün yürürlükte olan Kyoto sözleşmesi 2012 yılında bitecektir.Aralık 2012 tarihinde Danimarka’nın başkenti Kopenhag’ta taraf ülkeler muhtemelen farklılıklar içeren yeni bir sözleşme imzalayacaktır. Türkiye bu üyeliği ile yeni sözleşmenin yapılmasında diğer üye ülkeler gibi söz sahibi olacaktır.

Dünya bu gün insan ve çevre sağlığı konusunda kritik ve tehlikeli bir noktaya gelmiştir. Bu günkü sanayi ve kullanılan teknoloji çevre ve canlıların hayatlarına ciddi olumsuz etkileri vardır. Temiz hava, içilebilir su ve sağlıklı gıda ürünleri miktarları gittikçe azalmaktadır. Sağlıklı ürün ve hava artık varlıklı insanların erişebileceği bir noktaya gelmiştir.

Bütün ülkeler özelliklede Kalkınmış ülkeler atmosfer bütün canlılar için ortak kullanım alanıdır yani Evren bütün canlılara aittir gerçeğinden hareketle çevre ve atmosfer kullanımında özgür ve egemen davranmanın sorumsuzluk noktasına getirmemeleri gerekmektedir.

Kyoto Protokolünün ülkeleri çevre dostu yakıtlar kullanmaya, motorlu taşıtların sera gazı yaymalarının azaltılmasına, güneş, rüzgar ve nükleer gibi temiz enerji kaynaklarının kullanılmasına, sanayi tesislerinin daha az karbondioksit salmalarının sağlanmasına ve  tarımda daha az kimya ürünlerinin kullanılması gibi tedbirlere zorladığı bilinmektedir. Bu zorlamalar da bütün canlıların hayrına bir davranıştır.

Türkiye Kyoto Protokolünü gecikmelide olsa kabul etmiştir. Şimdi ise Evreni en az kirleten ülkeler arasında olması ve Kyoto Protokolünün titizlikle uygulayan bir üye olması beklenir.

 

Kyoto Protokolü şu prensipleri temel alır:

Kyoto Protokolü devletler tarafından desteklenir ve BM şemsiyesi altında küresel kurallar ile belirlenir

Devletler iki genel sınıfa ayrılmıştır: gelişmiş ülkeler, bu ülkeler Ek 1 ülkeleri olarak anılacaktır; ve gelişmekte olan ülkeler, bu ülkeler Ek 1’de yer almayan ülkeler olarak anılacaklardır. Ek 1 ülkeleri sera gazı salınımlarını azaltmayı kabul etmişlerdir. Ek2 ise Ek 1’in alt kümesidir. Ek 2 ülkeler Ek 1’de yer almayan (gelişmekte olan) ülkelerin masraflarını ödemekle yükümlüdürler. Ek 2’de yer almayan Ek 1 ülkeleri 1992’de geçiş ülkesi olarak tanımlanan ülkelerdir. Ek 1’de yer almayan ülkelerin ise sera gazı sorumlulukları yoktur ve her yıl sera gazı envanteri raporu vermelidirler.

Kyoto Protokolündeki hedeflerine uymayan herhangi bir Ek 1 ülkesi bir sonraki dönem azaltma hedeflerinin yüzde 30 daha azaltılması ile cezalandırılacaktır.

2008 ile 2012 arasında, Ek 1 ülkeleri sera gazı salınımlarını 1990 yılı seviyesinden ortalama yüzde 5 aşağıya çekmek zorundadırlar (birçok AB üyesi ülke için bu 2008 için beklenilen sera gazı salınımlarının yüzde 15 aşağısına denk gelmektedir). Ortalama salınım azalmasının yüzde 5 olarak belirlenmesine rağmen AB üyesi ülkelerin salınım hedefleri yüzde 8 azaltma ile İzlanda tarafından hedeflenen yüzde 10 artırıma kadar değişmektedir. Bu azaltma hedefleri 2013 yılına kadar belirlenmiştir.

Kyoto Protokolü, Ek 1 ülkelerinin sera gazı salınımı hedeflerine ulaşmak için başka ülkelerden salınım azalması satın alabilmeleri esnekliğine imkân tanımıştır. Bu, çeşitli borsalardan (AB Salınım Ticaret Borsası gibi) veya Ek 1’de yer almayan ülkelerin salınımlarını azaltan Temiz Gelişim Tekniği (TGT) projeleri ile veya diğer Ek 1 ülkelerinden satın alınabilinir.

Sadece TGT Yönetim Kurulu tarafından onaylanmış Onaylı Salınım Azaltımları (OSA) alınıp satılabilir. BM çatısı altında, Kyoto Protokolü Bonn merkezli Temiz Gelişme Tekniği Yönetim Kurulu’nu Ek 1’de yer almayan ülkelerde gerçekleştirilen TGT projelerini değerlendirip onaylaması için kurmuştur. Bu projeler onaylandıktan sonra OSA verilir.

Pratikte bu kurallar Ek 1’de yer almayan ülkelerin sera gazı sınırlamalarına tabi olmadıklarını ama sera gazını azaltan bir projenin bu ülkelerde uygulanması durumunda elde edilen Karbon Kredisinin Ek 1 ülkelerine satılabilineceğini anlatır.



15.03.2009

Parlametre
Serbest Kürsü

Anket

Türkiye'nin Dış Politikasını Olumlu Seyirde Güçlendirecek Ana Unsur Nedir ?
Yankı Dostluk Platformu
  • Facebook'ta Yankı Dergisi
  • Twitter'da Yankı Dergisi
  • Youtube'ta Yankı Dergisi