DOÇ.DR. KÜRŞAD ZORLU   kzorlu77@gmail.comDOÇ.DR. KÜRŞAD ZORLU kzorlu77@gmail.com


ORTADOĞU’DA EMPERYALİZM

Emperyalizme; bir ilişki türü olarak bakarsak imparatorluk tarihi kadar geriye gitmemiz gerekiyor. Evet emperyalizm bir ilişki türüdür ama; sömüren ve sömürülen arasında gerçekleştirilen ilişki. Modern dönemde (Avrupa tarihi), coğrafi keşiflerle birlikte başlamış ve bu günlere doludizgin gelmiş bir ilişki.

Ortadoğu ve körfez denince akla ilk gelen; kan, vahşet, kriz ve kaostur.

Emperyalist ülkelerin bugüne kadar körfezde bütün yaptıkları; Bölge ülkelerini sömürmek, siyasi ve ekonomik olarak egemenliği altına alıp tahakküm etmek ve buraya kalıcı olarak yayılmaktır.

Başta İngiltere, Amerika, Rusya vb. olmak üzere, dünyanın bütün emperyal ülkeleri, yer altı kaynakları ve stratejik üstünlük hedefiyle, son yüzyılın en cazip bölgesi olan Ortadoğu ve dolayısıyla körfezin üzerinde kan, vahşet, kriz ve kaos olarak bulunmaya devam edeceklerini göstermektedirler. Bu insanlık dışı menfaat yarışı, tam olarak körfezin derin sularına gömülmedikçe, bölgemizde hiçbir zaman rahat yüzü göremeyeceğimizi anlamış bulunmaktayız.

Ortadoğu’daki çıkarları sebebiyle, ABD, bir türlü istediği gibi kullanamadığı ve fakat güçsüz ülke konumuna getirerek yanında tutmak istediği Türkiye’yi ne şekilde etkileme siyaseti izlediğine dikkat etmemiz gerekmektedir. Ülkenin bekası için; ‘Devlet aklı’ çerçevesinde ‘Milli Politika’nın en büyük ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır.

ABD, 1986 yılında İsrail ile Stratejik İşbirliği Anlaşması imzaladılar. Soğuk Savaş sona erince, 1989 yılında bu anlaşmayı revize ederek Stratejik Ortaklık seviyesine çıkardılar. Uluslararası menfaatlerde ve bunun önceliklerine beraber sahip olmak adına kurdukları bu ortaklık çerçevesinde; ABD strateji belirlerken Ortadoğu’daki menfaatlerine doğal olarak İsrail’i ortak etmiş ve ona karşı yapılan tüm saldırıları da kendisine yapılmış gibi kabul etmiştir.

Bugün ise, Amerika ve İsrail’e biat edecek, hiçbir konuda onları üzmeyecek ve koşulsuz hizmet edecek yeni desteklere ihtiyaç duyulmaktadır.

Bölgeyle, geçmişteki siyasi ve kültürel birlikteliğimiz ve günümüzde de "Ortadoğu" adı verilen coğrafyaya komşu olmamız sebebiyle, bölgedeki kriz ortamına kayıtsız kalamayacağımız açık bir gerçektir. Ayrıca Ortadoğu bu özellikleriyle, içinde hem politik hem de ekonomik açıdan ilgilenmeye değecek seviyede zengin özellikleri bulunmaktadır.
Amerika, 1991 Körfez savaşından sonra, özellikle Kuzey Irak’ta meydana gelen boşluğu değerlendirip ayrılıkçı terör örgütü PKK’yı desteklemeye başladı ! Hedef elbette; bu bölgeye nüfus etmek, Türkiye’yi ilişkilerin durumuna göre zayıflatmak veya korumak ve nihayetinde tahakküm altına almaktı.

Türk-ABD ilişkileri 90’lı yıllardan itibaren daha çok, Çekiç Güç, Körfez Krizi, Irak Savaşı ve buna bağlı olarak Kuzey Irak sorunu ve ABD tarafından planlı şekilde desteklenen PKK çerçevesinde şekillenmeye başladı.

Emperyalistler Ortadoğu’daki ve özellikle de Irak’ta mevcut olan kaliteli petrolü ele geçirebilmek için bu bölgede daima etnik grupları kışkırttılar. Özellikle de Kürtleri.

Türkiye, 1 Mart Tezkeresi ile ABD’ye istediği desteği vermemiş ve kendisine biçmek istediği rolü de kabul etmemiştir. Bugün bu role, ABD’nin Türkiye’ye karşı yedeğinde hazırladığı ve 1. Körfez Savaşı’ndan itibaren, Çekiç Güç sayesinde koruma altına aldığı Kürtler soyunmaktadır.

Sömürülen bu enerji bölgesinin güvenliği için her gün yeni stratejiler geliştirilmekte ve BOP’a koruma duvarları örülmektedir. Bazı çevrelerin, "ABD birkaç kabile için Türkiye’den vazgeçemez" şeklindeki düşünceleri, ABD’nin emperyalist emellerine hizmet etmekten öteye gitmez. En azından tedbir almamızı ve ‘B’ planı yapmamızı geciktirir.

Unutmamak gerekir ki; ABD Ortadoğu’ya sadece petrol için değil, hayati çıkarlarına yeniden yön vermek için gelmiştir. Bunu da siyasi, askeri ve ekonomik güç kullanarak yapmayı hedeflemektedir. Buna engel teşkil edecek ihtimalleri bertaraf etmek öncelikleri arasında bulunmaktadır.

İsrail bir defa kurulduktan sonra, Ortadoğu ve körfez için artık mutlaka dikkate alınması gereken aktörlerden birisi haline geldi. Çoğunluk (çok sayıda Arap devleti) içinde azınlık gibi görünen bir ülke olan İsrail, arkasına aldığı ABD sayesinde bölgenin her türlü nimetlerinden faydalanmak için her zaman saldırgan bir tavır içinde oldu. İsrail’e göre dünyada zulüm gören bir Yahudi Halkı vardı ve bu halk hak ettiği yere gelmeliydi. Bu hakkı için de başka halkların ezilmesi çok normal ve belki de gereklidir. Siyonizm olarak tezahür eden bu anlayış İsrail devletini de yayılmacı ve emperyalist bir havaya sokmaktadır. Neden peki? Bu çok açık; Arkasında batı var, ABD var.

Batının gayri meşru çocuğu olarak İsrail şu an için bölgedeki her türlü sorunla doğrudan ilgilidir ve ilgilenmektedir.

Bölgedeki Petrol her gün yeni gelişmelere neden olmakta. Soğuk savaş sonrası dönemde petrol için eski Sovyet devletleri de işin içine girdi. Bunların en göze çarpanı ise Azerbaycan, Kazakistan gibi Hazar Bölgesindeki devletlerdir.

Konumuz Ortadoğu’da Emperyalizm ama, hem gündemdeki Rusya-Gürcistan savaşına göz atmak için hem de bölgedeki her olayın birbiriyle ne kadar bağlantılı olduğuna değinmek istiyorum. Gürcistan için Güney Osetya ve Abhazya çok önemli sorundur. 2005’te bütün olumsuzluklara rağmen BTC’den petrol akmaya başladı. Rusya Federasyonu ise; Putin ile 90’lardaki kötü durumundan özellikle artan petrol fiyatları sayesinde kurtulduğundan, artık daha dişli ve daha kuvvetli bir hal aldı. Farklı gerekçeler ortaya sürülse de Rusya batının bölgede etkili olmasını önlemek için, devlet adamı liyakatinden yoksun Saakaşvili’nin hatasını fırsat bilerek Gürcistan’a saldırmıştır. Bu savaş her halükarda batı yanlısı olan Saakaşvili’yi Gürcistan’da iktidardan edecektir ve Rusya Kafkaslarda çok daha fazla etkin duruma gelecektir.

Saakaşvili’yi yerinden edecek bu savaşın hiç de "Kadife Devrim" kadar yumuşak geçeceğini sanmıyorum. Şu andan itibaren ortaya çıkan tablo Rusya artık bölgede üstülüğünü perçinlemiştir. Bundan sonra merak edilen ise; bu duruma, Batının ya da ABD’nin ne kadar göz yumacağıdır?

Uzun sürebilecek bu santranç oyununu hep beraber izlemeye devam edeceğiz.

Gelecek sayıda buluşuncaya kadar esenlikler…



01.09.2008

Parlametre
Serbest Kürsü

Anket

Türkiye'nin Dış Politikasını Olumlu Seyirde Güçlendirecek Ana Unsur Nedir ?
Yankı Dostluk Platformu
  • Facebook'ta Yankı Dergisi
  • Twitter'da Yankı Dergisi
  • Youtube'ta Yankı Dergisi