YAVUZ KAYA                                                              ykaya@yanki.com.trYAVUZ KAYA ykaya@yanki.com.tr


KENDİMİZE GÜVENMELİYİZ

Halkımızın beyninde işlenmeye çalışılan ‘bölünme endişesi’ tam anlamıyla Türkiye’ye karşı yürütülen psikolojik operasyonun önemli bir parçasıdır.

Bölünme fikrinin, malum gizli servislerce halkımızın hafızasına yerleştirilme gayretleri, dünyadaki bütün beyinlerde tarihsel yerini almış olan Türk gücünün ve büyüklüğünün en açık göstergesidir.

16 Asır önce, Papa’ya diz çöktüren, büyük Türk-Hun İmparatoru Atilla’nın günümüze ışık tutan bir sözünü hatırlayalım. Atilla diyor ki; “Eğer sınırlarınızda bir sorun varsa, sorunu gidermenin tek yolu sınırları genişletmektir.”

Bizler, kendimizi bildik bileli siyasetçilerimizden ‘kimsenin bir karış toprağında gözümüz yok’ sözünü dinleriz ve artık bunu hepimiz ezbere bilmekteyiz.

Bu edilgen siyasetimiz sonrasında ise; her zamanki malum gelişmeler olur. Dost ve müttefik (!) çevremizde gördüğümüz ve tanık olduğumuz, bölünmüş-parçalara ayrılmış Türkiye haritaları ortaya çıkarılır.

Her gün bir AB ve/veya ABD organizasyonunda, dünyanın değişik bir yerlerinde, direk veya endirek olarak ülkemizi altıya, sekize, onikiye bölen haritaları görüyor, sadece yutkunuyor ve bizim kimsenin bir karış toprağında gözümüz yok diye cevaplayarak savunma yapıyoruz.

Bilinç altında bunun adı;  ‘Biz edilgen ülkeyiz. Bizden korkmayın, ama lütfen bize de dokunmayın’ demektir.

Atatürk, “Yurtta sulh, cihanda sulh” sözünü, dünyanın gözleri önünde diz çökün, Türk-İslam coğrafyasını kana bulayanlarla ortak hareket edin ve dolayısıyla kimse size dokunmaz diye mi söylemişti? Yoksa, kendinden sonra devlet olmayı bir türlü beceremeyenlere, “Musul’u alın” diye vasiyet ederek başka bir miras mı bırakmıştı ?

DERİN DEVLET VAR MI?

Birilerinin işlerine gelmeyen durumlar için sarıldığı ‘derin devlet’ varlığına nedense hiçbir zaman inanamadım.

Gerçekten derin devletimiz olsaydı, devletimiz ve milletimiz aleyhine gizli-açık yürütülen düşman ve/veya iş birlikçi bütün senaryolara anında karşılık verilir, ‘B’ planı her zaman hazırda tutulur ve iki yüzlü müttefikler Türkiye’den korkarak hareket etmek zorunda bırakılırdı. Hortumcular, ülkemizin geleceğine tesir edemez ve halkımızın ümidini, güvenini ve istikbalini heba edemezlerdi.

Bu hafta Yankı’yı ziyaret eden; Hazineyi kimseye peşkeş çekmediği, hortumsever banka kurmalarına izin vermediği, adrese teslim ihaleler hazırlatmadığı için, basın ve medya devlerinin faydasız adam yayınlarıyla tu-kaka ettiği eski bir başbakanla olan sohbetimizde;  “Derin devlet sözüne inanma, ben böyle bir şey görmedim. Keşke derin devlet olsaydı” demesi, ülkemizin gerçekleri adına elbette çok manidardır.

İdealleri olmayan, elli, yüz, iki yüz yıl sonrası için hedef ve projeleri bulunmayan bir ülke haline gelmemiz nasıl oluşturulmuştur.

Halkımız sadece günü kurtarmak ve geleceğini düşünmeyi bile başaramayacak duruma nasıl getirilmiştir.

1980 Öncesinde, emperyalist ülkelerin, Türkiye’de nasıl bir kardeş kavgası yarattıklarını unutmamamız lazımdır. Komünist-Faşist,  laik-dindar, Alevi-Sünni, cephelerinin meydana getirilmesi, nefret rüzgarlarıyla yaratılan kan gölü, ölen gençlerimiz ve kaybettiğimiz geleceğimiz… Bunların hiç biri Türk halkının isteği ve takdiri değildi. Emperyalist ülkelerin senaryosuna figüran yapıldığımızı anladığımızda maalesef çok geç kalmıştık.

Gelecek yüz yılımızın vizyonunu, laik-anti laik kavgasının yarattığı bulanık ortam içerisinde mi yaratabileceğiz? Bu durum halkımızın güvenini ve geleceğe olan inancını sarsmaktadır.

Magazin kültürünün, gözümüze ve beynimize saldırarak dejenere ettiği ahlaki yozlaşma halkımızın büyük bir bölümünü öyle bir noktaya getirdi ki; çarpık diziler peşinde koşan, travesti şarkıcılarla coşan, sonra da damarlarındaki asil kanla aptal dağlarını aşan bir toplum yarattık. Hayat pahalılığı, tüketim çılgınlığı, geçim sıkıntısı ve enjekte edilen, özden yozlaşmaya giden ahlaki değerlerimiz…  

Asırlarca vilayet düzeyinde idare ettiğimiz komşu ülkelerin tamamı bize karşı iki yüzlüdür. Uğruna aklımızı dahi emanet ettiğimiz, geleceğimiz diyerek hayallerimizi şekillendirdiğimiz Avrupa Birliği iki yüzlüdür. Sovyet bloğuna karşı bayraktarlığını yaptığımız ve başımıza gelen her melanetin ondan kaynaklandığını öğrenmede olağanüstü geç kaldığımız muhterem stratejik ortağımız ABD iki yüzlüdür. Yani bütün dünyanın, bırakın Türk vatanının bütünlüğünü, bölünmüş haline bile tahammül edemediği açık bir hakikattir.

İnançları zayıflatılmış, idealleri körleştirilmiş, ahlaksızlığın şöhret yapıldığı, gelir dağılımında akılları ziyan edilmiş ve istikbali borç batağına teminat verilmiş bir ülkenin bölünmesinden daha kolay ve zevkli ne olabilir. Çevremizdeki ejderha ve timsahlara baktığımızda görebileceğimiz örtülü gerçek nedir?

Bütün tehlikelere karşı tedbirli olmak mecburiyetimiz vardır. Kendimize güvenmeli ve özgüven içerisinde geleceğe doğru emin adımlarla yürüyen bir millet olabilmeliyiz.

Sürekli savunma psikozu içerisinde ‘kimsenin bir karış toprağında gözümüz yok’ klişesine artık katılmıyorum.

Ben, benim ülkemin topraklarında gözü olan, ülkemin gelişmesine engel olmak ve bölmek için her kötülüğü yapan bütün ülkelerin toprağında gözüm var diyorum!

Merak ediyorum, varsa eğer, derin devlet bu konuda ne diyor ve ne düşünüyor ben de öğrenmek istiyorum.

Gelecek sayıda buluşuncaya kadar esenlikler diliyorum.



15.02.2008

Parlametre
Serbest Kürsü

Anket

Türkiye'nin Dış Politikasını Olumlu Seyirde Güçlendirecek Ana Unsur Nedir ?
Yankı Dostluk Platformu
  • Facebook'ta Yankı Dergisi
  • Twitter'da Yankı Dergisi
  • Youtube'ta Yankı Dergisi