Yankı'nın Son Sayısı >HAKİM BAHATTİN ÖZBAŞ

Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi E. Bşk.
Hakim Bahattin ÖZBAŞ


TECRÜBE HAZİNEDİR

Ankara 8. Ağır Ceza Mahkemesi E. Başkanı Hakim Bahattin ÖZBAŞ, adaletin hızlandırılması ve adil yargılanmaya dikkat çekerek; yeni yargı paketlerindeki düzenlemelerin olumlu katkıları olacağını söyledi. Özbaş, “İnsan kolay yetişmiyor. Tecrübe yıllar içerisinde oluşan bir hazinedir” diyerek hakim ve savcıların mesleklerinin zirvesinde emekli edilmelerinin yanlış olduğunu ifade etti.
 
Son dönemde çıkan ve çıkarılacak olan yargı paketleriyle ilgili yorumlarınız nelerdir?
Yargı paketleri genel olarak iki temel amaca yönelik olmuştur. Bunlardan ilki, adaletin hızlandırılması ve yargılama sürelerinin kısaltılması; ikincisi ise insan hakları alanında, özellikle de adil yargılanma hakkı, ifade ve basın özgürlüğü ile kişi özgürlüğü alanlarında iyileştirmelere gidilmesi olmuştur. Bu kapsamda yapılan çalışmalar olumlu ve gereklidir.

YARGININ HIZLANDIRILMASI ÇOK ÖNEMLİ
Suç ve yaptırım dengesini, toplumun adalet duygusunu tatmin edecek şekilde yeniden gözden geçirilmesi gerekir. Öncelikle yargının hızlandırılmasıçok önemlidir. Adaletin bir an önce tesis edilmesi, adalete olan güveni de yerine getirecektir. Bir kişi hukuk yoluyla hakkını aramaktan vazgeçmemesi ve adalet kurumuna olan inancını kaybetmemesi için kararların hızlı ve adil bir şekilde verilmesi gerekiyor. Bu bağlamda sistemin iyileştirmek için, iş yükünü azaltmak gerekir.  Mesela; Yargının hızlandırılması için “seri muhakeme usulü” ve “basit yargılama usulü”nün  hukuk sistemine bir an önce entegre edilmesi şart. Dava sürecinde toplanacak bilgi ve belgelerin ilgili kurumlardan hızlı bir şekilde geri dönüşümünü sağlamak gerekiyor.

TECRÜBEDEN FAYDALANMAYA DEVAM EDİLMELİ
Devletin temeli adalet. Adaletin temeli ise tecrübe. Gelişmiş ülkeler tecrübeden faydalanmaya devam ederken, Türkiye’de emeklilik yaşı 65’de doluyor. AİHM’de Yargıçların emeklilik yaşı 70’tir. Hakim ve savcıları mesleklerinin zirvesinde emekliye ayırmak ne kadar doğru? Kamuoyu tecrübe istiyor. Sizce; Ülkemiz tecrübeden faydalanmaya devam etmeli mi?

97 Yıllık cumhuriyetimizin en önemli kazanımlarından biri hukuk devleti olmasıdır. Hukuk, toplumların refahı, huzuru ve güveninin teminatıdır. Adaleti sağlamak devletlerin en önemli görevidir. Anayasa ve kanunlar bu düzenin yazılı metinleri olmakla beraber, bu yazılı metinleri hayata geçirecek, uygulayacak olan Hakim ve Savcılar da adaletin temel taşıdır. Hukuk kurallarını yaşatacak olan bu müessese tek başına eğitim ile olgunlaşmaz. Eğitim bu mesleğin her safhasında devam etmektedir. Yıllarını adalet için harcamış, bu yolda mesleğinde belirli bir olgunluğa ulaşan hakim ve savcılarımızın mesleklerinin zirvelerinde emekli edilmeleri, bilgi ve tecrübeden vazgeçmek anlamına gelir. Dolayısıyla tecrübeden faydalanmaya devam edilmelidir.
İnsan kolay yetişmiyor. Tecrübe yıllar içerisinde oluşan bir hazinedir. Bu hazine, ne tek başına eğitimle ne de yazı kurallarla oluyor. Herkes bir önceki güne göre daha tecrübelidir. Adalet müessesesindeki yetişmiş insanlar da her olayda, her davada tecrübe kazınır. Bu birikimlerinin hukuk üzerindeki olumlu etkisi ise tartışılamaz bir gerçektir. Ortalama insan ömrünün uzadığı çağımızda 70’lerin üzerinde bir emeklilik yaşı doğrudur ve gereklidir. Gelişmiş toplumlarda bunun örneklerini görmekteyiz.

KANUNLAR ADİL VE GÜNCEL OLMALIDIR
Toplumsal huzur ve barış için adalet şart. Kanunlarımız ne kadar adaletli ve toplumsal barışı sağlamak için yeterli mi? Günümüz dünyasında; Türkiye’nin yeni bir anayasaya ihtiyacı var mıdır? Neden?
Toplumlar ne kadar güvenli ve huzurlu ise o kadar gelişmeye müsait olur. Yani, siz bir toplumda adaleti sağlayabilirseniz; eğitimden ticarete, güvenlikten sağlığa kadar birçok konuda mesafe kaydetmeniz çok daha kolay olur. Kanunlarımız da kendi geleneklerimize, yaşam biçimimize uygun, adil ve güncel olmalıdır. Ceza tek başına bir suçu önleyemediği gibi kanunların yanlış uygulamaları da olumsuz sonuçlar doğurabilir. Öncelikle çağımıza uygun kanunların olması ve bu kanunların uygulayıcılarının da hür ve özgür iradeleriyle karar vermesi gerekmektedir.
Cumhuriyet tarihimize baktığımızda 1961 ve bugünde geçerli olan 1982 Anayasası askeri vesayet zamanlarında yazılmıştır. Bir ülkenin anayasası o ülkedeki her bireyi kapsar. Dolayısıyla toplumsal mutabakatın arandığı bir anayasa kesinlikle gereklidir. Türkiye artık sivil anayasasını yapabilmedir. Ülkemiz,  gelişmiş ülkelerin üzerinde bir anayasa yapmaya ehil ve birikimli insan hazinelerini yetiştirmiş, geleneği geleceğe taşıyabilecek donanıma sahip büyük ve güçlü bir ülkedir.

ÖNCELİK EĞİTİMDE
Kadın cinayetleri, istismar gibi toplumu derinden sarsan olaylarda kanunlarımız ne kadar etkili? Bu konulardaki önerilerinizden bahseder misiniz?
Öncelikle bu suçların oluşumundan öncesine bakmak gerekir. Suçu oluşturan nedenler tek tek incelenmeli, olay anını değil, suçu oluşturan olaylar silsilesine bakmak gerekiyor. Yani önce teşhisi koymak gerek. Ceza vermek tek başına tedavi olmuyor. Cezalar, suçlunun ıslahını sağlamak için verilir. Ancak bazen bu durum ters etki yapabiliyor. Yani yanlış tedaviye dönüşebiliyor. Cezaları artırmak suçun azalmasına neden olmuyor. Tabii ki herkesi derinden yaralayan bu tür eylemlerin cezası hafif olmamalı ancak; amaç suçu önlemekse bunun önceliği eğitimdir.

TECİL MÜESSESESİ TEKRAR İŞLEMELİ
Kamuoyunda ‘Aileyi çökerten madde’ olarak nitelendirilen bir durum söz konusu.  Ülkemizde ’15 yaşından küçük kızları ailelerin rızası ile evlendiriyorlar. Evlenme, tarafların ve ailelerin rızasıyla olduğu için herhangi bir şikayete konu olmuyor. Ancak, ihbar, hastalık veya doğum gibi hastane müracaatını zorunlu kılan hallerde, hastane yönetiminin mecburen ihbarda bulunması gerektiğinden bu durum ortaya çıkınca TCK’ya göre erkeğe (damada) 15 yaşını bitirmeyen küçüğün zincirleme cinsel istismarı, cinsel amaçla 15 yaşını bitirmeyen küçüğün hürriyette yoksun kılmaktan en az 23 sene hapis cezasının verilmesi gerekmektedir.  Küçüğün (kadının) 15 yaşını ikmalinden sonra anne babasının rızasıyla bile eşinin (kocanın) cezadan kurtulması söz konusu değildir. Sanık cezaevine girdiğinde ise geride 15-16 yaşlarında sosyal güvencesi olmayan bir eş ile,  çok küçük yaşlarda bir çocuk bırakmakta ve ciddi bir mağduriyet oluşmaktadır. Eski (765 sayılı) TCK›da tarafların resmi nikah ile evlilikleri söz konusu olduğunda davanın veya cezanın teciline karar verilmekte. Ancak, 5 sene içerisinde kocanın haksız hareketi sanucu boşanmaya hükmolunursa davanın yeniden ele alınmasına veya verilmiş ceza varsa cezanın çektirilmesine karar verilmekteydi.    
Söz konusu cezaların on yıllar sonra gelmesi ise başka bir trajediye yol açıyor. Kocası hapse düşen kadın kendine, çocuklarına ve mahkûm olan kocasına bakmak zorunda kalıyor. Bu bazen sefalete bazen de ailelerin dağılmasına neden olabiliyor.
Erken yaşta evlilik mağdurlarının sayısı tam olarak bilinemese de kadın, çocuklar ve ailelerle beraber Onbin’leri aştığı tahmin edilmektedir.
Bu konuda yasal düzenleme yapılırsa yani bu tür erken yaşta yapılan evlilikler “küçüğün cinsel istismarı” suçu olmaktan çıkarılırsa yargılama aşamasındakileri de kapsama alınır. İlk derece mahkemesi sonuçlanıp üst mahkemeye gitmiş dosyalar da aynı şekilde kapsama alınır. Bu tür kanunlarda genellikle tüm durumlar ayrıntılı olarak düzenlenir. Yargılaması bitmiş dosyalar açısından kanunda özel hüküm olması lazım. Böyle bir hüküm olursa her dosya tekrar ele alınır ve sanık kanundan yararlanır.
Sonuçta hiç kimse erken yaşta evliliği tasvip etmez, ama burada yuvalar kurulmuş, çocuklar dünyaya gelmiş, oturmuş bir düzen var. Buna karşın sadece anne ve babanın çekmesi öngörülen bu ceza çocuklara ve ailenin diğer fertlerini de içine alıyor. Bunlar da eklendiğinde yüz binleri bulan insanın cezalandırılması söz konusu olmaktadır.
Ceza, en son başvurulan zorunlu bir durumdur. Ceza, ortada başka çözüm kalmadığında söz konusudur. Daha çok toplum vicdanını tatmin etme amacı güder. Cezalandırmak suç davranışını ortadan kaldırmaz. “Rızaya dayalı küçük yaşta cinsel ilişki” açısından baktığımızda, zaten ortada bir suç işleme iradesi yoktur. Devletin neyi cezalandırdığı belirsizdir. Suçlar çoğunlukla “kast”la işlenir. Yani fail suç işleme iradesi taşıyarak o fiili gerçekleştirir.
Kamuoyunda; “Aileyi çökerten madde” olarak tanımlanan bu maddenin acilen düzeltilerek, mağduriyetlere son vermenin en doğru yol olacağına inanmaktayım.






Parlametre
Serbest Kürsü

Anket

Türkiye'nin Dış Politikasını Olumlu Seyirde Güçlendirecek Ana Unsur Nedir ?
Yankı Dostluk Platformu
  • Facebook'ta Yankı Dergisi
  • Twitter'da Yankı Dergisi
  • Youtube'ta Yankı Dergisi