Yankı'nın Son Sayısı >AV.PROF.DR. METİN FEYZİOĞLU

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Prof.Dr. Metin FEYZİOĞLU

YARGIÇLARIN EMEKLİLİK YAŞI 70 OLMALI

Türkiye Barolar Birliği Başkanı Av. Prof.Dr. Metin FEYZİOĞLU, hakimlik gibi üstün liyakat ve deneyim getiren bir meslekte 65 yaşında emekliliği çok erken bulduğunu, 2.5 yıl kıdemli hâkimlerle adalet dağıtmaya çalışılırken, deneyimli hakimlerin 65 yaşında emekli edilmesi bizim için lüks olduğunu vurguladı. Feyzioğlu, Yargıçların emeklilik yaşının AİHM’de olduğu gibi 70 olmasını gerektiğini söyledi.
Av. Prof.Dr. Metin FEYZİOĞLU, yargı paketlerinin katılımcı bir anlayışla işlediğini, eksikliklerin ise tamamlanabilir olduğunu söyledi. Feyzioğlu, Yargı alanındaki sorunlar için çözüm önerileri de dile getirdi.
 
Son dönemde çıkan ve çıkarılacak olan yargı paketleriyle ilgili yorumlarınız nelerdir?
Yargı Reformu Strateji Belgesi ve ona bağlı olarak TBMM’ye paketler halinde getirilen düzenlemelere ilişkin süreç, katılımcı bir anlayışla işliyor. Türkiye Barolar Birliği olarak biz en başından bu yana sürecin içindeyiz. Şunu vurgulamak isterim: Türkiye Barolar Birliği hiçbir siyasi partinin muhalifi veya destekçisi değildir. Yargı erkinin üç eşit kurucu unsurundan savunmayı temsil eder. Avukatların yargıya ilişkin sorunları ve bizlerden beklentileri vardır. Bu sorun ve beklentiler birbirinden farklı ve bağımsız değildir. Avukatın sorunu, vatandaşın sorunudur. Çözümler de ortaktır.

YARGI REFORMU BELGESİ İLE DOĞRU VE ÖNEMLİ HEDEFLER KONDU
Millet artık kavgalardan yoruldu. Sorunlarına çözüm istiyor. Ortada bir sorun var. Türkiye’de yargı sistemine FETÖ eliyle çok büyük zarar verildi. Türkiye’ye diken yargıdan battı ve biz o dikeni çıkarmak zorundayız. Yargıya duyulan güveni yeni baştan inşa etmek zorundayız. Bunun için çözüm arıyoruz. Yargı Reformu Strateji Belgesi ile toplumumuzun önüne önemli ve doğru hedefler konmuştur. Eksikleri olabilir. Onlar da tamamlanacaktır.
İlk pakette düşünce özgürlüğü anlamında çok ciddi ve anlamlı işler yapıldı. Temyiz hakkının tanınmasıyla birlikte 10 bin kişi tahliye oldu. Birinci paket üzerinde sığ polemikler yaratmanın ne vatandaşlarımıza ne de meslektaşlarımıza sağlayacağı bir yarar yok. Enerjimizi kavgaya değil, milletimizin yararına olacak şekilde tamamlamaya harcamak istiyoruz. Bundan sonra diğer paketler gelecek. Altı, yedi, sekiz, on paket olacak.
 
HÂKİM VE SAVCI YARDIMCILIĞI GETİRİLMELİ
Hâkim ve savcı yardımcılığı müessesesi bir an önce getirilmelidir. Türkiye’nin son dönem gerçeği olan iki üç yıl kıdemli, yani tecrübesiz hâkim ve savcılarla adalet dağıtılmasında büyük sorun vardır. Bu müessese bu sorunu çözecektir.
 
YAPILMASI GEREKEN REFORMLAR VAR
 Bizim yılardır bakanlıkla ve yetkililerle yaptığımız görüşmelerde dile getirdiğimiz bir husus var. Arabuluculukta avukatı dışlarsanız bu müessese hedefine ulaşamaz. İş uyuşmazlıklarında dava şartı olan arabuluculukta işçinin yanında avukatı olmadan müzakereye katılmasını adalet ve sosyal devlet ilkesi karşısında yanlış buluyoruz. Talep eden her işçiye maddi durum araştırması yapılmaksızın baro tarafından avukat görevlendirilmesine yönelik somut bir önerimiz var. Görevlendirilecek avukatların müzakere yöntemleri, iletişim becerileri ve işçi alacağının hesaplanması konularında meslek içi eğitim almalarını sağlamaya hazırız. Bu konuda bir düzenleme ve adli yardım fonunun desteklenmesini bekliyoruz.
 

 
HEDEFLER GERÇEKLEŞİRSE SORUN ÇÖZÜLÜR
 Belgedeki hedeflerin gerçekleşmesi durumunda yaşadığımız adalet ve yargı sorunu büyük ölçüde çözülür. Kuşkusuz belgede yer almayan ama mutlaka yapılması gereken reformlar da var.
Belge’nin eksikliği HSK’nın (Hakimler ve Savcılar Kurulu) yapısına değinmemiş olmasıdır. Reform Belgesini normalleşme ve ilerleme yönünde bir belge olarak benimsediğimizde, bunun doğal bir uzantısı olarak HSK’nın da yapısının süreç içerisinde değiştirileceği sonucuna ulaşabiliriz. 
Hakimler ve Savcılar Kurulu’nun yapısının kuvvetler ayrılığını tam olarak sağlayacak şekilde Meclisimizde uzlaşma ile yeniden düzenlenmesini öneriyoruz. Önerimiz somuttur, Hakimler ve Savcılar Kurulu üyelerinin yarısını Meclisimizin, 3/5 gibi nitelikli bir oyla, dolayısıyla yüksek bir uzlaşma seviyesiyle belirlemesidir. Bu durumda uzlaşma kaçınılmaz olarak liyakat temelli olacaktır. Kalan üyelerin de Yargıtay ve Danıştay genel kurullarında yine nitelikli oyla belirlenmesini öneriyoruz. Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu’na da belli sayıda aynı yöntemle seçeceği HSK üyesi kontenjanı tanınmasını öneriyoruz. Elbette önerimizi tüm yönleriyle tartışmaya hazırız. Çünkü Türkiye’nin ortak akla konuşarak ve tartışarak ulaşabileceğini biliyoruz.
 
HAKİMLERİN 65 YAŞINDA EMEKLİ EDİLMESİ BİZİM İÇİN LÜKSTÜR
 Devletin temeli adalet. Adaletin temeli ise tecrübe. Gelişmiş ülkeler tecrübeden faydalanmaya devam ederken, Türkiye’de emeklilik yaşı 65’te doluyor. AİHM’de yargıçların emeklilik yaşı 70’tir. Hâkim ve savcıları mesleklerinin zirvesinde emekliye ayırmak ne kadar doğru? Kamuoyu tecrübe istiyor. Sizce, ülkemiz tecrübeden faydalanmaya devam etmeli mi?
Öncelikle şunu söyleyelim. Dünyada yaşlı nüfusunun artması ve ömür süresinin uzamasıyla birlikte “yaşlılık” kavramı da değişti. İnsanlar eskiden olduğu gibi erkenden çökmüyor. İleri yaşlara kadar bedenen ve zihnen dinç kalabiliyor. Dünya Sağlık Örgütü de birkaç yıl önce yaş dilimlerini yeniledi. Buna göre 65 yaşına kadar genç yaş, 66 yaşından 79 yaşına kadar da orta yaşlı kategorisine giriyorsunuz.
Özellikle hakimlik gibi üstün liyakat ve deneyim getiren bir meslekte 65 yaşında emekliliği çok erken buluyorum. Az önce söylemiş olduğum gibi 2,5 yıl kıdemli hâkimlerle adalet dağıtmaya çalışılırken, deneyimli hakimlerin 65 yaşında emekli edilmesi bizim için lükstür. Yargıçların emeklilik yaşının AİHM’de olduğu gibi 70 olmasını uygun bulurum.
 
LİYAKATI, DENETİMİ, ŞEFFAFLIĞI ÖN PLANA ÇIKARMALIYIZ
 Toplumsal huzur ve barış için adalet şart. Kanunlarımız ne kadar adaletli ve toplumsal barışı sağlamak için yeterli mi? Yargı camiasına ve kamuoyuna vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?
Türkiye’nin şiddetle kamplaşmaları bir yana bırakmaya ve toplumsal barışı sağlamaya ihtiyaç var. Şu anda toplumu ilgilendiren davalarda toplum tribüne çıkıyor, yarısı alkışlıyor yarısı yuhalıyor. Böyle olmaz. 82 milyon vatandaşımızın kucaklaşacağı zemin, güven veren ve erişilebilir yargıdır. Adalete olan güven yıkıldığında devlet parçalanır, millet parçalanır. Milli birlik ve beraberlik, sadece ve sadece güvenilir bir yargı varsa mümkün olabilir.
Kanunlar toplumsal ihtiyaçlara göre değişir. Kanunları değiştirmek en kolayı. Türkiye’de yargı alanında yaşanan sorunların kanunlardan çok uygulamadan ve zihniyetten kaynaklandığını biliyoruz. Yargının doğruyla yanlışı birbirinden ayırabilecek güvenirliğe kavuşturulması lazım. Türkiye de hâkim ve savcıların bağımsızlığını ve güvencesini sağlayan sistemimizde çok büyük sorun vardır.
Sorunlarımızı çözmek için birbirimizle konuşabileceğimiz, kavga etmeden tartışabileceğimiz bir iklimi yaratmamız lazım. Liyakati, denetimi, şeffaflığı ön plana çıkarmamız lazım. Bunu yapabilirsek, bağımsız ve tarafsız yargı sistemini de el birliğiyle kurar, toplumdaki adalet duygusunu pekiştirebiliriz. O zaman Türkiye toplumsal barışı yakalar. O zaman ekonomimiz düzelir ve refaha kavuşuruz. 
Sorunların her birinin çözümü vardır. İstek olursa, çözüm bulunur. Kararlılık olursa, sorunlar çözülür. Türkiye’nin hukuk devletini ve demokrasiyi eksiksiz inşa edeceğine dair inancım sonsuzdur.
 
İYİ OLMAYANA İYİ OLMAYI ÖĞRETECEĞİZ
 Kadın cinayetleri, istismar gibi toplumu derinden sarsan olaylarda kanunlarımız ne kadar etkili? Bu konulardaki önerileriniz ve çalışmalarınızdan bahseder misiniz?
Şu anda Türkiye’nin en temel sorunlarının başında toplumsal şiddet geliyor. Toplumsal şiddetin en fazla görünen yüzü ise kadına şiddet. Kadına yönelik şiddeti sadece yasal düzenlemelerdeki eksikliklere bağlamak kolaycılık olur.
Kâğıt üstünde kadını korumaya yönelik sistem, uygulamada kadına yönelik şiddeti önleyemiyorsa, soruna daha geniş bir açıdan yaklaşmamız lazım. Demek ki uygulamada ciddi bir sıkıntı var.
Bir kadının huzur içerisinde, güven içerisinde sokakta yürüyebilmesi ve aile içinde şiddetten korunması, dışarıda, şehir meydanında şiddetten korunması, huzurlu bir nefes alması ve kendini bir birey olarak eşit vatandaş olarak hissetmesi en temel insan hakkıdır.
Toplumun şiddetle yoğrulduğu bir yerde hukuktan, haktan, demokrasiden söz edemezsiniz.
Bizim her şeyden önce ana okullarından başlayarak, tüm topluma kadın ve erkeğin eşit, hayatın da müşterek olduğunu öğretmemiz lazım. İnsanlarımızın bunu içselleştirecekleri bir sistemi kurmamız lazım.
İlla tokat atıldığında ‘ne yapayım kardeşim öfkeliyim ben, sinirime hakim olamıyorum’ deyip kadından hırsını çıkardığında o kişiye; o ilk tokadın cezasının gelmesi lazım. Biz o ilk tokattan, o ilk şiddet hareketinden itibaren kadının elinden tutup gereğini yapacağız. Sistem yapmaya direnirse de yaptıracağız. Yani ‘ne var bir tokattan bir şey çıkmaz’ cümlesini Türkiye’den silmeye kararlıyız. İyi olmayana iyi olmayı öğreteceğiz.
Bu sorunun ancak partiler üstü bir siyasetle, devletin stratejik planlamasıyla çözülebileceğini savunuyoruz. Bunun içinde her kesimin üzerine düşüne yapması lazım. Sahada görev yapan herkesin sorumluluğunu yerine getirmesi lazım.
Yargı alanında yapılması gereken değişiklikler ve önerileriniz nelerdir?
Dava şartı arabuluculukla ilgili yapılan çalışmalar var. Bunu Türk-İş ve Hak-İş Genel Başkanlarımız önerimize hak vererek dile getiriyorlar. İşçi alacağı uyuşmazlık konusu yapıldı. Mecburi gidilen arabuluculukta zaman zaman kötü uygulamalara rastlıyoruz. İşçinin işverene verdiği çok ayrıntılı, kalem kalem her alacağı içeren bir ibraname olması lazım. Feshinde 1 ay sonra verilirse geçerli oluyor. Yargıtay’ın bu konuda geliştirdiği çok kapsamlı işçiyi koruyan içtihadı var. Bu içtihadı korumak için işçi ve işveren arabulucunun önünde anlaşıyorlar. Anlaşma tutanağı ilam hükmünde oluyor. İbranameye getirilen işçiyi koruyucu kısıtlamaların hiçbiri olmaksızın, işçi o ilam hükmündeki tutanakla bağlı oluyor. Fakat dava etse ne kadar alacağını da bilmiyor. Yine, 100 lira alacağı var. İşveren ona 30 lira al hemen al diyor. Ama aslında 100 lira alacağını bilmiyor. Yani 3 sene sonra 100 lira alacakken, bugün 30 lira alıyor. Bu da işvereni avantajlı kısma işçiyi ise dezavantajlı kısma götürüyor.
 
İŞÇİLERE  BARODAN AVUKAT ATANSIN
 Ben bunu adli yıl açılışında dile getirdim. Çözüm olarak da talep eden her işçinin maddi durum araştırması yapılmaksızın istenirse barodan, görevlendirilecek bir avukatın yardımından yararlanmasını sundum. Bizde Baro’nun görevlendirdiği avukata işçinin alacağını hesaplamayı, arabuluculukta müzakerelere yöntemlerini öğretmeyi taahhüt ediyoruz. Yani herhangi bir avukatı tayin etmeyeceğiz. İşçinin alacağını hesaplamayı, iş hukukunu ve anlaşma yöntemlerini bilen avukatları tayin etmeyi öneriyoruz. Aslında çok faydalı olabilecek arabuluculuk sistemi kötüye kullanılıyor. Bu nedenle bu arabuluculuk sisteminin olumlu taraflarını ortaya çıkarmamız gerekiyor. Zamanla ortadan kalkmasın diye. Eğer Baroları sisteme sokarsak, bu arabuluculuk sistemi de daha güvenilir hale gelir.
 
KAZAN KAZAN YÖNTEMİYLE İŞÇİ KAZANACAK
 Arabuluculuk sistemini sayılarla ifade etmek yetmiyor. Yani yüzde 60 veya yüzde 70 arabuluculuk sistemi işe yarıyor demek yetmez. Aynı zamanda işçinin ifsatta edilmemesi özgür iradesiyle mutlu mesut el sıkışması lazım. Sonra o imzayı attıktan sonra “ben alacağımı bilmiyordum, keşke imza atmasaydım” dememesi için bu çözüm gerekiyor. Biz bunu adli yıl açılışında anlattık. Ancak bazı ideolojik bakış açıları yüzünden bu konu gündem altında kaldı. Konuya Sayın Cumhurbaşkanımız, Yargıtay Başkanımız destek verdi. Ama konu gereken önemi medyada görmedi. İşçi kardeşlerimizin haklarını koruma konusu geri planda kaldı. Bunun kaynağını da bulduk. İşsizlik sigortası fonundan çok cüzi miktardaki payın adli yardım fonuna sırf bu amaçla harcanmak üzere aktarılması yetecek. Hak-İş ve Türk-İş Genel Başkanları bunun işçilerin faydasınadır diye destek açıklamaları yaptılar. Ancak bazı Barolarımız işsizlik fonuna dokundurmayız diye açıklamalar yaptılar. Bu önerimiz işçi içindi. Aynı zamanda genç avukatlarımızın da yılda 250 bin yeni iş almasını sağlayacak. Ayrıca bu yeni iş ile kazan kazan yöntemiyle işçiyi de koruyacağız. Bu; “işçi hakkını koruyorum” deyip her türlü sloganı atıp, iş gerçeğe gelince tam tersini yapmak yakışmadı. Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol değil mi?
 
YEŞİL PASAPORT AVUKATIN İTİBAR BELGESİDİR
 
Mesela; birinci yargı paketinde seri muhakeme usulü getirdik. Şüphelilerin adliye koridorlarında yıllarca maddi manevi perişan olmasını önledik. Bir gün içinde avukatın katılımıyla soruşturma yapılıyor. Aynı gün asliye ceza mahkemesi hüküm kuruyor, eğer kişi suçunu kabul ederse. Bu paketi yanlış yorumladılar, yeşil pasaport dediler. Ancak yeşil pasaport, hususi damgalı pasaport avukat için seyahat belgesi değildir. Hâkim ve savcıda da olduğu için, vatandaşın hakkını savunan avukatın da itibar belgesidir.
 
CEZAEVLERİ DOLDU
 İnfaz indirimi paketi var önümüzde bu çok önemli. Bir defaya ilişkin infaz indirimine sıcak bakıyoruz. Çünkü cezaevlerinin kapasitesi 3-4 katı şu an. Islah imkânı şu anda yok. Kişinin içinde varsa kendi kendine ıslah oluyor. Ama bir suçluluk çekirdeği varsa kişinin içinde suç yüksek tahsil yapıp mezun oluyor. Islah olmadan denetim serbestliğe çıkıyor. Hiçbir cezaevi müdürü ıslah olup olmadığını anlama imkânına şu an sahip değil. O imzalar otomatik atılıyor. Dolayısıyla, mevcudu azaltmamız lazım. Bir kere azalttıktan sonra kalıcı infaz reformuyla cezaevlerini kontrollü sayılarda tutmamız gerekiyor. Benim kanaatim adli para cezalarına ve başka bir seçenek yaptırımına çevrilmediği sürece, bir haftaysa bir hafta bir aysa bir ay mutlaka cezaevine girmeli kişi. Girdi mi de çıkmak bilmez bir halde olamamalıdır. Mesela; denetimli serbestlik. Bir tarihe kadar 2 yıla kadar peşin düşüyor bir tarihten sonra 1 yıl düşüyor. İki yıllık bir cezadan 2 yıl düştüğünüzde girdi çıktı yapıyor hapis yüzü görmüyor. Ancak 8 yıl alan kişiden de 2 yıl düşüyorsunuz 6 yıl kalıyor çıkmak bilmiyor. Bu nedenle çok ceza alandan biraz daha fazla düşüş az alandan da biraz daha az düşüş, yani bir ortalama yapılması gerekir. Adalet sağlanmalıdır. Cezasının belirli bir kısmını çektikten sonra da kamuya yararlı işlerde çalışmak suretiyle hala cezasını çektiğini anlayacağı işler verilmeli. Hafta içi çalışıp evine para götürmeli, hafta sonu tekrar hapse girmeli. Ya da gündüz çalışıp akşam cezaevine dönmeli gibi. Bir kısıtlama içine girmeli ki ıslah olsun. Üniversitelerin çok sayıda çiftliği var. İşçi arıyoruz ama yok. Ankara Üniversitesi’nin çiftliğine 500 kişi verseniz alacak durumda. Buralarda bu kişiler kullanılabilir. Bunlar geliştirilmelidir. Şiddet suçlarında bir tokat attı deyip geçilmemelidir. Bu kişi cezasının yanında zorunlu olarak Psikiyatri ile görüştürülmelidir. Boşanma davalarında hâkim boşanma ve sonrası konusunda hem kadının hem de erkeğin psikolojik anlamda buna hazırlanması için zorunlu olarak psikoloğa göndermelidir. Eğer boşanma anlaşmalı değilse. Erkek boşandıktan sonra eşi üzerinde hiçbir müdahale imkanının kalamadığını bilmeli. Kadın, çocuğu bahane ederek erkeğe eziyet edemeyeceğini bilmelidir.  Bilirkişi konusunda bir toparlanma oldu. Ancak hukuk bilirkişilerin dışlanmasını doğru bulmuyorum. Gerek HMK gerek CMK’da hâkimin normal hâkimlik bilgisiyle vakıf olamayacağı hukuki konularda hala hukukçu kişinin de heyette kontrollü bir şekilde yer alması gerektiğini düşünüyorum.
 






Parlametre
Serbest Kürsü

Anket

Türkiye'nin Dış Politikasını Olumlu Seyirde Güçlendirecek Ana Unsur Nedir ?
Yankı Dostluk Platformu
  • Facebook'ta Yankı Dergisi
  • Twitter'da Yankı Dergisi
  • Youtube'ta Yankı Dergisi