Yankı'nın Son Sayısı >DOĞAL BİR HAZİNEDİR ARTVİN


Türkiye’nin başarılı işadamlarından Nihat Gökyiğit, şimdilerde Türkiye’nin en iyi doğacılarından. Gökyiğit, son yıllarda doğa ile içiçe bir yaşam sürüyor. Sadece kendisi için değil tüm insanlık için...

   Bize Artvin’i her yönüyle anlatır mısınız?
   Artvin, 1920’li yıllara kadar Batum’a bağlı olarak kaldı. Savaşlarda  Rusların ya da Osmanlı İmparatorluğu’nun elinde beraber kaldı.1927’de hudutlar tespit edilirken Batum Türkiye dışında kaldı. Artvin bocaladı çünkü Hopa’ya, sahile  bile yolu yoktu ve Çoruh Nehri’nden intibat yapılırdı. Çoruh Nehri’ndeki uzun kayıklar vardı ve bunlarla meyve sebze taze olarak pazara indirilir sonra da sahilden çekilerek geriye getirilirdi. Çoruh Nehri boyunca yolda bir karakol vardı. Batum da o devirlerde büyük bir cazibe merkeziydi. Hem medeni bir yer hem de zengin bir şehirdi. Dünya’da ilk rafineri ve boru hattı Batum’da yapıldı. Petrol de şimdi olduğu gibi o dönemde önemli bir doğal varlık ve Batum bu yüzden çok zengin bir yerdi. Aynı zamanda opera binaları, konser salonları, hastaneleri, sirkleri, botanik bahçesi olan bir yerdi. Artvin’in Batum’a dayalı bir ekonomisi vardı. Sahile Çoruh nehri dışında irtibatı olmadığı için Kars, Ardahan yolları da zor yollar olduğu için ekonomisi bir sarsıntı geçirdi. Batum’a sadece sebze ve meyve gönderiyorlardı. Daha sonra Artvin göç vermeye başladı fakat Hopa’nın sahile ve Erzurum, Kars, Malatya yolları yapıldıktan sonra içeriyle irtibatı oldu. Artvin, biyolojik çeşitlilik yönünden Türkiye’de çok önemli bir yerdir. Endemik bitkileri çok sayıda var ve kimse bilmez. Mesela Ladin Ağacı müzik aletlerindeki o titreşim tahtasıdır ve en kalitelisi Borçka’da yetişir. Artvin’in geliri sebze ve meyve üretimi, arıcılık ve turizmdir. Dolayısıyla tarihi köklerine dayanarak bu istikamette gelişmesi lazım.. Meyvecilik ve sebzecilikte organik tarıma yönelinmesi gerekiyor. Çünkü ürünü tarım ilaçları kullanmadan yetiştirilecek şartları müsait. Arıcılıkta da organik bal üretimi olması lazımdır. Özel bal özel fiyat olmalıdır. Turizm de aynı şekilde eko-turizm şeklinde olmalıdır. Bunları çeşitlendirmek elimizde mesela kelebek turları, anıt ağaçlar gibi turizmi doğa turizmi haline getirmek lazımdır. Artvin’in su zenginliği de var. Önümüzdeki günlerde dünya su sancısıyla karşılaşacak ve su çok önemli bir doğal varlıktır. Bunun olduğu gibi denize dökülerek elden çıkması yerine depolanarak kullanılması gerekiyor. Bu da barajlara ihtiyaç gerektiriyor fakat barajları doğaya en az zararla yapılmalıdır. Bir başka zenginliği ortaya çıkarırken diğerini tahrip edip yok mu edelim, yapılacak barajların doğaya dost olması gerekiyor. Baraj yapımına tamamen karşı çıkmak da doğru değil çünkü yoksulluk da doğada tahribat yaratır. Yoksuluktan kurtulmanın çaresi de üretimdir. Üretimin doğaya dost olması lazım. O halde bu su kaynaklarını depolamak çok önemli ama bunları yaparken doğayı üzmeden yapmalıyız. Tabiki bu barajlar başka bir iklim de yaratacak. Deniz iklimi Çoruh vadisi üzerinden içerilere kadar gidiyor ve meyve türlerini de uzun bir zaman diliminde bulma imkanı sağlıyor. Bir araştırma sonucu Kiraz, Ardanuç’ta en uzun mevsimde temin edilebilir olarak tespit edildi. Biyolojik zenginlik çok önemli dünya gıda güvenliği ve su sancısı telaşına doğru yol alırken acaba dünya nüfusu artışından dolayı nasıl su ve gıda temin edeceğiz diye bir durum söz konusu.. Bu bakımdan Artvin çok önemlidir. Oradaki bazı endemik bitkiler yok olma tehlikesi altındadır ve insanoğlu bu bitkilerle bir daha karşılaşmayacak. Bu bitkileri daha tanımadan, hangi derde çare daha bilmeden kaybolup gidiyor. Türkiye’de 3008 adet bitki bu şekilde tehdit altındadır. Bunu küçümsememek ve korumaya almak lazımdır. 

   Sizin ayrıca ilgilendiğiniz bir alan var mı?
   Benim geliştirmeye çalıştığım konulardan bir tanesi de botanik bahçeleridir. Yok olmaya yüz tutmuş bitkileri korumaya almak, hem bulunduğu yerde hem de oradan alıp getirip ve bahçede yetiştirip çoğaltmak. Bahçem Ataşehir’dedir ve dünyada yol kavşağında yapılan ilk botanik bahçedir. 40 hektar, 11 parseldir. Burada diken bile yoktu. Dünyada başka hiçbir yerde bulunmayan Artvin Murgul’da bulunan bir bitki var ve bunun korunmaya alınması bizim bir projemizdir. Bu tür çalışmalarımız başka yerlerde de var. Mesela Beypazarı Keleni var ve dünyanın başka hiçbir yerinde olmayan bu bitkiyi getirip yetiştirdik. Seydişehir’e 8 km mesafede bir bitki var ve çevresinden karayolları geçmiş, DSİ kanalı geçmiş arasında bir miktar kalmış. Aldık getirdik, 1 buçuk sene kadar çay bardağı kadar ufak kaplarda yavruları çıktı. Daha sonra memleket hasreti çekmesinler diye köylerine aldık götürdük, orada bir alanı çevirdik ve içinde bunları yetiştiriyoruz. Köy halkına bu bitkilerin önemini anlattık, belediye başkanı, kaymakam geldi ve bir etkinlik yaptık. Çevreden başka köylerden de insanlar geldi, merak ettiler biz de durumu anlattık ve onlar da bizde de yetişir, diye aldılar ve kendi köylerinde de yetiştirmeye başladılar. Bu iki köy ezelden beri kavgalıymış ve bu endemik bitki bu köyleri barıştırdı. Yani bu işlerin her tarafında, nereye el atsanız hayır var. Artvin deyince ben bunları yani bitki zenginliğini, ormanlarını düşünüyorum, henüz insan görmemiş ormanları var. Bunların içinde akıl almaz abide ağaçlar var. 

   Çocukluğunuz Artvin’de geçmiş. O zamanlara ait anılarınızı anlatır mısınız?
   Çocukluğumda Artvin’de çok güzel evler vardı. Rus konsolosluğu vardı ve Batumla içiçeydi. Artvin’deki bu evler, bahçeler içerisindeydi. Evlerin duvarlarının birleştiği yerde soba vardı ve kışın bu sobada ceviz kabuğu yakılırdı. 2. Dünya harbinden sonra  büyük bir mobilya sanayi teşvik edildi ve ceviz kütüğü talebi başladı, çok da güzel fiyat verdiler ve bizim güzelim ceviz ağaçları bir bir kesildi ve yok oldu gitti. Şimdi yeniden bir ceviz ağacı seferberliği var. TEMA vakfı harekete geçirdi. Orman Bakanlığı da teşvik etti. Anadolu’nun birçok yeri bir zamanlar ceviz ağaçlarıyla kaplıydı. Bu büyük bahçeler arasındaki evlere dönecek olursak, çocukluklar bu bahçeler arasında koşup oynarken gündüz kelebekleri gece de ateş böceklerini kovalardık. Ateş böceğini birçok insan hayatında görmemiştir. Ben Artvin’e 30 senedir gitmemiştim ama bir yurt yapımına destek verdiğim için vali açılışa çağırdı ve gittim. Soruyorlar ‘ne zamandan beridir memleketine gelmiyorsun’ diye. Ben de ‘çocukluğumda Artvinle ilgili bir hatıram vardı, onu gelip göremeyeceğim, diye bir korku saldı içime ve geldim’ ama korktuğumda başıma geldi. O güzelim bahçeler arsa olmuş, bitişik evler yapılmış ve herşey bozulmuş. Nüfus artışı da bu tür gelişmelerde bir baskı yaratıyor tabii.. Artvin’de mesire yerleri ve orada Batumluların yazlık yerleri vardı. Yazın serin oluyor, diye zenginler, doktorlar gelirdi.  Çoruh Nehri’nde üzerinde kayıkla gelirlerdi. Kayıkçı elinde sırıkla sanki rafting yapar gibi kenarlara çarpmadan gitmeye çalışırdı.

   Artvin ekonomisini etkileyebilecek bir diğer husus da hastaneler yani sağlık üzerine yapılacak yatırımlarıdır. Artvin halkı eğitime çok meraklıdır, bunun için kurslara olan ilgi de fazladır. Üniversitenin açılması ve harekete geçmesi önemli bir hadisedir ve bulunduğu yere  karlılık, medeniyet, sosyal hayat getirmiştir. Artvin halkı çocuğuna tahsil hakkı yaratmak için çırpınır. Rahmetli babam beni lisan öğreneyim ve dünya görüşüm değişsin diye Robert Kolejine gönderdi. Esnaftı ama bunları düşünebilecek bir insandı. Eğitim tesislerinin genişletilmesi gibi Artvin’de bir kalkınma hareketi var ama daha da ilerlemelidir. 
Türkiye’de biyolojik zenginliğe sahip  4 yer var. Bunlar : Antalya Köprülü Kanyon, Kayseri Sultan Sazlığı, Kırklareli Yeniada ve Artvin Borçka’nın Macahel bölgesidir. Tema’da aktif görevliyken bu kadar biyolojik zenginliği olan yerde tahribat da vardır, deyip bunlardan birine gidelim derken itiraf ediyorum kendi memleketim olduğu için Tema’yı Artvin istikametine yönlendirdim.  Artvin’e gittik ve bu doğal zenginliği korumak için napalım diye düşünürken bir bitki görüyorlar endemik bitki, dünyanın hiçbir yerinde yok. Yine büyük bir heyecanla bir böcek görüyorlar, sadece Artvin’de yaşayan ve başka hiçbir yerde olmayan.  Bizim heyecanımızı gören bir köylü dediki ‘bizim tilki kapanına bir hayvan yakalandı ve ne olduğunu anlayamadık’ Oranın yerlisi bile yakaladıkları hayvanın ne olduğunu bilemiyorsa bu biyolojik çeşitliliğin en yüksek çıtasıdır. Biz de dedik ki, siz büyük bir zenginlik üzerinde oturuyorsunuz ama köylü de diyorki, peki öyleyse biz neden yoksulluk içindeyiz. Köylü sadece kendi ihtiyaçlarını temin ediyor, dışarıya bir satışı yok. Mısır tarlası var, birkaç meyve ağacı var, hayvanı vs. Buraya gelir getirici bir şey bulmamız lazım ama bu doğayı tahrip etmeyecek. Hatta ormandaki bazı tıbbi bitkileri alsalar ve yetiştirseler veya süs bitkilerini. Sonra dedikki burda bir çalışma yapalım ve doğayı üzmeden onlar da kazansın doğa da kazansın. Bir araştırmadan 9 ay sonra, orada araştırmanın başındaki ormancı dediki ‘abi müjdeler olsun buranın arısı saf Kafkas Arısı çıktı’ O sıralar ben de İzmit’te sakız ağacı projesi peşindeyim ve uzman bir arıcı çıktı geldi ve anlattı: Bu ırkın uzun bir dili var ve herşeyi nektardan alır, çok çalışkan bir arıdır. Bozuk havalarda bile işe çıkar, çok verimli ve yaptığı bal hastalıklara iyi gelir. Bir de uysal bir arıdır, hırçın değildir. Bundan damızlık arı üreteceğiz. Köyden 12 kişiyi alıp Ankara’da kursta eğitim verip geri yöreye götüreceğiz. Bir tanesi dediki, babam kovanları söndürürsün, diyor. Diğeri dediki, nişanlım razı olmuyor ya arı ya ben, diyor. Bunun gibi ufak sorunları çözdük ve halen arıcılığı devam ettiriyoruz. Türkiye’nin hiçbir yerinde bu şekilde doğal olarak safkan Kafkas Arısı üretemezsiniz. Çünkü ana arı daha ana kraliçe olmadan kısmen uçuyor, çifleşiyor ve geliyor. Kızı serbest bırakırsan ya davulcuya ya zurnacıya kaçarmış ya ama burdaki erkek arıların hepsinin saf erkek olması lazımki yumurtalar saf çıksın ve bu da sadece Kafkas Arısı’nda var. Çünkü askeri bölge ve giriş çıkış yasak yer. Diğer yerlere kovanları kamyonuna yükleyip götürmüş, 4 hafta kalmış sonra diğer tarafa gitmiş biraz da orada kalmış ve tamamen melezlenmiş. Ama buranın etrafı yüksek dağlarla çevrili olduğu için buradaki arı başka yere uçamamış ve saf kalmış. Camili köyünde 2 tane dere birleşiyor ve orada bir vadi var oradan Gürcü arılar gelip bu safkan arıları bozar mı, diye endişelendik fakat yaptığımız gezi ve araştırma sonucu oradaki arılar da saf çıktı. Sadace arıcılıkla değil ceviz ve kestane verimini arttırmak için çiçekçilikle de uğraştım. Dışarıdan buraya fide, filiz, fidan, balık yumurtası,  gelemez. 65 çeşit ceviz toplandı ve 19 Mayıs Üniversitesi’nde bakıldı ve bunlardan 4 tanesinin Pazar piyasısı var. Bitkinin bazı kriterlere uyması gerek. Bu 4 ağacı 5 yıllığına kiraladım, diğer ceviz ağaçlarını aşılamak için. Doğa turlarını güçlendirdim. Şelaleden halatla indim, dağ başındaki buz gibi krater göllerine kendim girdim çıktım. Bir de belgesel filmi yaptık. Bu, Macahel projesi 10 senede bir yapılan Dünya Çevre Zirve Toplantısı 2002’de  Doğaya Dost Kırsal Kalkınma Projesi olarak ödül aldı. UNESCO, bu alanı içindeki insanlarıyla, biyolojisiyle beraber bir rezerv alan ilan etti. Bu projenin Artvin’in ve Macahel’in tanınmasında büyük katkısı oldu. Arıcılıkta ilk melezler kıymetlidir ve bunlar Artvin, Edirne, Aydın gibi yerlerde vardır. Şimdi Anadolu ırkı diye kıymetli bir ırk üzerinde daha çalışıyoruz. 

   Sosyal sorumluluk alanlarında çok daha faaliyetlerim var ama benim en sevdiğim alanlardan biri ‘ağaç tarımı’dır. Hızlı ağaç yetiştirme üzerine bir çalışmadır. Mesela Marmara bölgesinde yaptığımız sahil çamı üretme çalışması var. Önce sık sık dikiyoruz çünkü fidanlar yavruyken yakın olmak istiyorlar ve diktikten 9 sene sonra aralama yaparak seyreltiyoruz. 18 yıl sonra ağaç büyümesi yavaşlıyor. Yani ekonomik değeri artmıyor. Ağacın büyümesi için bugün dünyanın büyük derdi olan karbondioksiti yutması gerekiyor. Havadaki karbondioksiti ve yerdeki suyu alıp yapraklarına götürüyor ve güneş enerjisiyle fotosentez yaparak kendine yaprak, dal, kök vs. yapıyor sonra açığa çıkan oksijeni havaya salıyor. Biz de bu oksijeni soluyoruz yani ağaç deyip geçmeyin. Bu işi yapıyor büyürken ama 20 yılı geçtikten sonra büyümesi yavaşlıyor ve bu hizmeti de azalıyor. O zaman biz de diyoruzki ‘kusura bakma sen bize büyük hizmet ettin fakat artık seni alacağız ve senin yerine bir tane yavru fidan koyacağız’ Bunu çok büyük çapta başlatmak nasip oldu ve şirketleştirdim ve her sene 200 bin hektar alan ilave ederek, 300 bin fidan dikerek 7. yaşını doldurdu. 2 sene sonra ilk aralamayı yapacağız. Karacabey’den Gelibolu yani sahil boyu iniyoruz. Botanik bahçem benim için başka bir dünya. 

Artvin’in iklimi barajlardan dolayı biraz değişecek gibi ve deniz iklimi daha da içerilere girecek. Bazı köyler o göletlerin etrafına gelecektir. Türkiye’nin iklimi doğal varlıklar  bakımında çok zengin bir iklimdir. Barajların yapımında daha duyarlı ve dikkatli olmak lazım.. Çevre ve Orman Bakanı da bu konuda duyarlı davranıyor. Türkiye’yi çok güzel bir gelecek bekliyor.





Parlametre
Serbest Kürsü

Anket

Türkiye'nin Dış Politikasını Olumlu Seyirde Güçlendirecek Ana Unsur Nedir ?
Yankı Dostluk Platformu
  • Facebook'ta Yankı Dergisi
  • Twitter'da Yankı Dergisi
  • Youtube'ta Yankı Dergisi